Eskişehir’den 9 Haziran 2014 sabahında ülkemin yedi bölgesinde pedallamak üzere yola koyuldum. Toplam altı buçuk ay süren dokuz bin kilometrelik bir yolculuk sonrası başladığım noktaya, evimin önüne ulaştım.

Yaylalarda, köylerde, kahvelerde, değişen kültürlerde, dağlarda nasıl hayatlar var okuyabilmek için; bir nebze nefes alabilmek için yola düşmenin kararıydı bu. Benim için yolculuk bir kaçış ya da bir tatil anlamına gelmiyordu. Aksine zaman zaman zorluk ve sıkıntılar içeren, kendime ve geride kalmış hislerime ulaşmak için oluşturduğum bir hareketlilik haliydi. Sabit bir gelir, rahat yatak ve hazır yemek gibi düzen olarak nitelendirdiğimiz bazı kolaylıkları bir süreliğine rafa kaldırıp, yeni ve farklı bir yaşamın peşine düştüm. Yola çıkmadan önce yazdığım şu cümle aklıma geliyor: “Yolculuk esnasında başıma bir iş gelir mi bilmiyorum. Ancak bu yolculuğa çıkmazsam başıma bir iş gelecek orası kesin, dayanamıyorum.” Evet, keyfi bir istekten çok, önemli bir gereklilik düzeyindeydi benim için bu proje.    

Yolda ilerlerken o gün nerede uyuyacağımı ya da nelerle karşılaşacağımı hiç bilmiyordum. Detaylı bir haritam ya da GPS cihazım yoktu. Rotaların detaylarını bölge insanına sorarak çıkardım. O gün nereye gitmeye karar verdiysem o yöne doğru pedallıyordum. Zaten uzun yolda hedeflenen nokta şu an bulunduğunuz yerdir. Yani yolun ta kendisi.    

Bisikletle yolculuğun bazı tehlikeleri var ama ardıma baktığımda bunların hiçbiri zihnimde yer etmedi. Zihnimde yer eden Doğubayazıt’ın Soğuksu Köyü’nde beni evine davet eden 11 yaşındaki Berivan’dır. Nemrut Dağı’ndan inerken tanıştığım bakışını, güzelliğini unutamadığım Deniz’dir. Şanlıurfa’daki, Aksaray’daki çocukların samimiyeti; Muğla’daki Beril Su’ya duyduğum hayranlıktır. Bu toprağın çocuklarıdır zihnimde yer eden. Tahmin ediyorum ki tüm dünya çocuklarının hali olan saflık ve temizlik duygusudur. 

Bu yolculuk hayata ve kendime yaptığım bir yolculuk oldu. Bisikletim Anadolu, çok büyük bir dostluk göstererek hayalimin gerçekleşmesi konusunda bana yardımcı oldu. Böylesine uzun bir yolculuğu yapmak için ciddi bir deneyim gerekmiyor. Ancak çok istemek ve o anki konumda sabit duramama hali şart. Yolculukta benim kullandığım araç bisikletti; isteyen yürüyüş, otostop ya da farklı araçları da deneyebilir.

Toplam altı buçuk aylık bir süre içerisinde hedeflediğim noktalara, hayatlara, insanlara ulaşıp ülkemin etrafında bisikletimle bir çizgi oluşturduktan sonra, yine pedallayarak evimin önüne ulaştım. Beni evde annem karşıladı, Anadolu toprağı nasıl kucakladıysa beni, annem de öyle sıkı sıkı sarıldı.

Döndükten sonra tekrar kapalı bir mekanda bulunmanın ya da iş hayatının beni sıkacağını düşünmüştüm. Ancak beni baskılayan asıl etkenlerin bunlar olmadığını döndükten sonra anladım. Asıl engeller insanın zihinde oluşuyor ve çözülmesi için insanın önce nefes alabilmesi gerekiyor. Yolda olmak ise nefes alabilmenin ve hayatı anlayabilmenin çok güzel bir yolu.