Adını ilk duyduğumda ada sandığım, araştırdıktan sonra olmadığı anladığım İğneada önce görselleriyle beni büyüledi. İğneada, Avrupa'nın en büyük longoz ormanlarına sahip bir doğa harikası. Görsellerine baktıktan ve bu zenginliğinin farkına vardıktan sonra kendinizi gitmemek için zor tutacaksınız. Evet, biz tutamadık ve hafta sonunu orada geçirmek üzere İstanbul'dan yola koyulduk. 

İstanbul'dan ulaşım rahat denilebilir, Esenler Otogarı'ndan İğneada'ya direk otobüs bulabilirsiniz ve yol toplam dört saat sürüyor. Dönüş için de aynı imkanlar geçerli.

İğneada'ya varınca Karadeniz'in gölleri ve dereleri karşısında şaşırmamak imkansız. Sahil boyunca yürürken bir yanınızda dalgalı ve rüzgarlı Karadeniz diğer yanınızda kıvrılan dereler ve göller... Hepsini tek tek incelemek isterseniz hafta sonuna gezinizi sıkıştırmakta zorlanabilirsiniz. Biz kano imkanının da olduğu Mert Gölü'nü gözümüze kestirdik. Kanolar kiralandı, ilk duyduğumuzda bize oldukça karışık gelen yol tarifi alındı ve bilmek isteyenler yola çıktı. Kanoyla sonbahar yapraklarının da süslediği longoz ormanlarının içine dalmak için önce Mert Gölü'nü geçmeniz gerekiyor, bu da yaklaşık 2-3 kilometre kürek çekmek demek. Merak etmeyin, göldeki yansıma, etrafınızda uçan kuşlar ve suyun sesi size mükemmel bir atmosfer sunuyor. Kanoyla gölde ilerledikten sonra dere, iyice daralıp, kıvrılıp yılan şeklini alıyor. En keyifli kısım burada ormanın sizi ansızın karşılaması. Bu sırada yağmur yağmaya başladı. Yağmurda kürek çekmek harika bir duyguymuş. Yağan yağmur, sonbahar yaprakları ve longoz ormanları bize hayatımız boyunca unutmayacağımız harika anlar ve fotoğraflar bıraktı. İki saat boyunca 8 kilometre kürek çektiğimiz İğneada'yla ertesi gün vedalaşırken bölge halkıyla sohbet etme imkanımız da oldu. Kiminle konuştuysak buraya nükleer santral yapılmasını istemediğini söyledi. Biz de buradan söylüyoruz: İğneada'da nükleer santral istemiyoruz!