“Roman yazmak dünya kurmaktır. Belki aynı karakterleri geri getirdiğim için böyle bir tanıdıklık hissi doğuyor. Karakterlerim bana yapışıp kalıyorlar. Bazısı yaşlanıyor, değişiyor; bazısı aynı. O karakterler ve hâkim duyguları benim dünyam. Her romana başlarken önce bir karakter gelip bulur beni. Sonra beni bulan adamın neler yaşayabileceğinin peşine düşerim.”

Bu sözlerin sahibi Paul Auster, son 30 yıldır Brooklyn’de yaşıyor. Yaşadığı yeri ve sakinlerini, kendine özgü dili ve biçimiyle eserlerine yerleştiren yazar, öykünün kendisi sözcüklerde değil, anlattığı mücadelededir diyor.

Karanlıktaki Adam adlı kitabında 70’li yaşlarında bir kahramanına coğrafya üzerinden yalnızlığını keşfettiriyor: “Uçsuz bucaksız Amerika kırsalının bir beyaz gecesinde daha dünyayı kafamın içinde döndürerek yeni bir uykusuzluk nöbetiyle boğuşurken karanlıkta tek başınayım…”

68 ruhunu bir öğrenci olarak bizzat yaşayan Auster, 1967 yılında Columbia Üniversi’tesinde bir hafta süren oturma eyleminde tutuklanıyor. Harlem’de, mezarlar takma adlı bir hapishanede gözaltında tutuluyor. Polis, ayakkabısıyla yazarın parmaklarını eziyor.

Brooklyn’in alışılagelmiş kışını şöyle anlatıyor: “Dışarıda hava gri, neredeyse beyaz, görünürde güneş yok. Kendine soruyorsun: Daha kaç sabah kaldı? Hayatının kışına girdin.”

“Hayatımın 32 yılını, yaşımın tam yarısını burada geçirdim. Brooklyn her çeşit insanın yaşadığı bir yer. Herkes burada. New York burası. Beni yazar yapan Brooklyn’dir, bu şehrin tutunamayanlarıdır. Bütün büyük şehirler gibi Brooklyn’in de çirkin ve güzel tarafları var. Newark ise zor bir şehirdi.”

Kış Günlüğü, Paul Auster’ın anlatım ustalığıyla sadık okurlarına içtenlikle aktardığı özyaşam öyküsü. Bu kitapta yazarın çocukluğundan, şimdiki zamana süzülen serüvenine katılabilirsiniz. Atlas Okyanusu kıyısında iki komşu eyalet arasında, New Jersey’den New York’a, bizzat yaşadığı yirmi bir farklı adreste yazarın izini sürebilirsiniz. Yazar Kış Günlüğü ile Manhattan Adası’nın batı yakasından doğusuna, kuzeyinden güneyine Brooklyn’e uzanan yaşam yolculuğunda okurlarını da peşinden sürüklüyor.

Bir kış gününde penceresinden gördüğü karlı manzara yazarı çocukluğunun yurduna, Newark’a götürüyor. Günümüzde hâlâ araba hırsızlığının başkenti, evsizlerin toplanma yurdu olan Newark.

Auster, Kış Günlüğü’nü neden yazdığını şu sözlerle açıklıyor, kendisiyle hesaplaşırken: “Ne de olsa zaman azalıyor. Belki de şimdilik hikâyelerini bir yana bırakıp hayatının anımsadığın ilk gününden bugüne kadar bu bedenin içinde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu incelemeye çalışsan iyi olur.”

Yazarın yaşamı ve yaptığı işler, yaşadığı kentlerle iç içe geçerek adeta yazarlığını pekiştirir. Columbia’daki Edward Said gibi eğitmenleri, çok etkilendiği ve gençliğinin önemli bir dilimini geçirdiği Paris’te tanık olduğu gece hayatı, çocukluğundan bugüne okuduğu Avrupalı yazarlar onu yazar olmaya iter.

Yazmak artık özgür irademle yaptığım bir eylem değil benim için, hayatta kalmak için yazıyorum diyen; bugün 67 yaşındaki Paul Auster bazıları için usta bir şairdir, çevirmen, senarist, film yapımcısı, romancıdır. Ancak Brooklyn’deki evinde yaptığım röportajda söylediği gibi kendisi için “sadece çok sevdiği eşine hayran bir adam, pop kültürde kapak olan kızıyla adı anılan bir babadır.