Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı çevresinde bulunan 679 parselin acele kamulaştırılmasına karşı açılan davaların duruşması, 16 Eylül 2026’da Danıştay 6. Dairesi’nde görüldü. İkizköylülerin gönüllü avukatları İsmail Hakkı Atal, Arif Ali Cangı ve İpek Sarıca tarafından Cumhurbaşkanlığına karşı açılan davalarda, acele kamulaştırma kararının hukuka aykırılığı savunuldu. 

Akbelen Davasında Danıştay Savcılığı Ret İstedi 1

16 Eylül’de Danıştay’da görülen duruşma öncesinde İkizköy Muhtarı Nejla Işık (en solda) ile birlikte Milas’ ve Türkiye’nin farklı bölgelerinden mücadele eden köylüler Ankara’da bir araya geldi.

Duruşmayı, Akbelen çevresindeki İkizköy, Karacahisar ve Çamköy’den köylülerin yanı sıra Türkiye’nin farklı bölgelerinde madencilik faaliyetlerinden etkilenen köylüler de izledi. Duruşmanın ardından Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen köylüler MAPEG (Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü) önünde bir araya geldi.

Kamu Yararı Kimin İçin?

Akbelenlilerin temel itirazlarından biri, Cumhurbaşkanı kararının dayanağı olan “kamu yararı kararının” hangi kurum tarafından alınabileceğine ilişkin oldu. İsmail Hakkı Atal’ın duruşma sonrasında yaptığı açıklamaya göre avukatlar, kamu yararı kararının Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından alınması gerekirken MAPEG tarafından alınmasının kararın usul, şekil ve yetki unsurları açısından hukuka aykırılık oluşturduğunu savundu.

 

Akbelen Davasında Danıştay Savcılığı Ret İstedi 2


Avukatlar ayrıca kamu yararı kararının alındığı 16 Temmuz 2024 tarihinde zeytinliklerin Zeytin Kanunu kapsamında koruma altında olduğunu, zeytinliklere ilişkin yasal değişikliğin ise 4 Ağustos 2025’te gerçekleştiğini belirterek, 2024 tarihli kamu yararı kararının zeytinlik parseller açısından geçerli olamayacağını ve bu karara dayanılarak çıkarılan Cumhurbaşkanı kararının da hukuka aykırı olduğunu ileri sürdü.

MAPEG Genel Müdürü’nün Sözleri Tartışıldı

Duruşmanın dikkat çeken başlıklarından biri, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürü (MAPEG) Aslan Narin’in duruşmaya katılması ve yaptığı açıklamalar oldu. Atal’ın açıklamasına göre Narin, 2025 yılında yapılan Zeytin Kanunu değişikliğine ilişkin olarak, zeytinlikler nedeniyle Akbelen ve benzeri projelerin önünün açılamadığını, Türkiye genelini kapsayacak bir yasa değişikliği taslağı hazırladıklarını ancak Meclis’ten yalnızca Yeniköy-Kemerköy ve Yatağan termik santrallerini kapsayan düzenlemenin geçtiğini söyledi. Atal, bu sözlerin MAPEG’in görev ve yetkileri ile yasama sürecine ilişkin önemli sorular ortaya çıkardığını savundu. Davacı taraf ayrıca MAPEG’in şirketin taleplerini kamu yararı çerçevesinde değerlendirerek Cumhurbaşkanlığı’nın acele kamulaştırma kararı almasına neden olduğunu ileri sürdü. 

Santrallerin Enerji Sistemindeki Yeri

Duruşmada termik santrallerin Türkiye’nin enerji sistemi içindeki rolü de ele alındı. İkizköylülerin avukatları, YK Enerji’nin yıllardır termik santrallerin durması halinde Muğla bölgesinin elektriksiz kalacağı yönündeki açıklamalarını gündeme getirdi. Atal’ın aktardığına göre Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı vekili Ethem Çakar, elektrik sisteminin birbirine bağlı ulusal bir şebeke (enterkonnekte) üzerinden çalıştığını ve bölgede üretilen elektriğin yalnızca Muğla’da değil, Türkiye genelinde kullanıldığını belirtti. Davacı taraf, bu açıklamanın YK Enerji tarafından daha önce dile getirilen “santraller durursa Muğla elektriksiz kalır” argümanıyla çeliştiğini savundu.

Duruşmada Yeniköy-Kemerköy termik santrallerinin Türkiye’nin elektrik üretim sistemi içindeki payı da gündeme geldi. İkizköylülerin gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal’ın açıklamasına göre, 1.119 MW kurulu güce sahip santrallerin Türkiye’nin yaklaşık 130 bin MW’lık toplam kurulu gücü içindeki payının yüzde 0,5 olduğu, üretimdeki payının ise yüzde 2 olduğu yönündeki beyanlar mahkemede tartışıldı. Duruşmada uzman olarak dinlenen Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) temsilcisinin ise Muğla bölgesinde YK Enerji’nin bir yılda 1,42 GW elektrik ürettiğini, buna karşılık bölgede çalıştırılmayan termik santraller nedeniyle 4,39 GW atıl kapasite bulunduğunu söylediği aktarıldı. Atal, bu verilerin davalı tarafın, güneş ve rüzgâr enerjisinin üretilemediği dönemlerde söz konusu santrallerin baz yük olarak hazır tutulması gerektiği yönündeki savunmasını desteklemediğini savundu.

Görünmeyen Sağlık Maliyetleri

Duruşmada termik santrallerin halk sağlığı üzerindeki etkileri de ele alındı. Atal’ın açıklamasına göre davacı taraf, Avrupa Sağlık ve Çevre Birliği’nin çalışmalarına dayanarak YK Enerji’nin termik santrallerinin neden olduğu sağlık sorunlarının Türkiye açısından yıllık 80 milyar liralık sağlık maliyeti oluşturduğunu ileri sürdü. Ayrıca şirketin yıllık kazancına ilişkin bilgi talep edildi.

Atal, kendilerinden sonra söz alan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı vekili, MAPEG Genel Müdürü ve YK Enerji vekilinin bu konuda bir açıklama yapmadığını belirtti. YK Enerji vekili Eyüp Kul’un ise halk sağlığına ilişkin bu konunun davanın konusu olmadığını söylediği aktarıldı.

Mülksüzleştirme

Atal, ÇED süreci bulunmadığını ve Aydın İdare Mahkemesi’nin 1994 yılında üç termik santralin faaliyetlerinin durdurulmasına ilişkin verdiği kararların 1996’da Danıştay tarafından onanmasına rağmen, santrallerin bu kararlar uygulanmadan işletilmeye devam ettiğini söyledi. Kararların uygulanmaması, 2005 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Okyay ve Diğerleri/Türkiye kararına konu olmuş; AİHM, ulusal mahkeme kararlarının uygulanmamasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkını güvence altına alan 6. maddesini ihlal ettiğine hükmetmişti. Atal, santrallerin işletilmesindeki ısrarın nedenini de duruşmada tartıştıklarını belirterek, “maden ve enerji ihtiyacı” gerekçesinin arkasında, iklim krizi koşullarında giderek daha değerli hale geleceğini savunduğu toprakların ve zeytinliklerin halkın elinden alınması ve mülksüzleştirme amacının bulunduğunu belirtti. 

Danıştay Savcılığı Davaların Reddini İstedi

Duruşmanın ardından açıklama yapan Atal’a göre Danıştay Savcılığı, köylülerin aleyhinde mütalaa vererek davaların reddine karar verilmesini istedi. Savcılık ayrıca mahkemenin aksi kanaatte olması halinde bölgede keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etti.

Davacı taraf ise acele kamulaştırmanın yalnızca enerji üretimi açısından değil, kamu zararı, halk sağlığı, çevresel etkiler, zeytinlikler ve bölge halkının mülkiyet ve yaşam alanları üzerindeki sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Akbelen’deki davalarda nihai kararı Danıştay 6. Dairesi verecek. Daire’nin kararını en geç bir ay içinde açıklaması bekleniyor.