Birleşmiş Milletler tarafından 2015’ten bu yana 11 Şubat’ta kutlanan Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Uluslararası Günü, bilimsel bilginin üretiminde kadınların ve kız çocuklarının tam, eşit ve anlamlı katılımını teşvik etmeyi amaçlıyor. 2026 yılı teması, bu çerçeveyi bir adım ileri taşıyor: “Vizyondan Etkiye: Cinsiyet Uçurumunu Kapatarak STEM’i Yeniden Tanımlamak.” Bu tema, yalnızca temsil oranlarına değil; bilimin nasıl üretildiğine, kimler tarafından yönlendirildiğine ve kimin yararına şekillendiğine odaklanıyor. Artık hedef, iyi niyet beyanlarından çok ölçülebilir sonuçlar.

Uzaya giden ilk kadın 1963'te Valentina Tereshkova olsa da, Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) kurulduğu ilk yıllarda kadın temsili oldukça düşüktü. İstasyonun kurulduğu yıllarda kadın astronotlar nadirken, bugün 75'ten fazla kadın uzaya ulaştı. Astronotlar Tracy Caldwell Dyson, Dorothy Metcalf-Lindenburger, Naoko Yamazaki ve Stephanie Wilson, 2010 yılında Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (ISS) bir arada. Bu an, uzayda aynı anda dört kadının bulunduğu ilk sefer olarak tarihe geçti. Fotoğraf: NASA
Araştırmacıların Sadece Üçte Biri Kadın
Dünya genelinde kadınların yükseköğretime kayıt oranları erkeklerden daha yüksek olsa da (%46'ya karşılık %40), bu ilgi bilim ve teknoloji alanlarına yeterince yansımıyor.
UNESCO'nun 2026 verilerine göre:
Küresel Oran: Dünya genelindeki araştırmacıların sadece %31,1'i kadın. Başka bir ifadeyle, dünyada her 3 araştırmacıdan sadece 1'i kadın.
Eğitim–istihdam kopukluğu: Kadınların yükseköğretime kayıt oranı erkeklerden yüksek olmasına rağmen (%46’ya karşılık %40), bu avantaj bilimsel kariyerlere aynı ölçüde yansımıyor.
Mezuniyet Dengesi: STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik) mezunlarının yalnızca %35'ini kadın. Ancak bazı kritik dallarda durum çok daha vahim:
Mühendislik: Dünya genelinde mühendislik mezunlarının sadece %28'i kadın.
Yapay Zekâ: Geleceğin mesleklerini şekillendiren yapay zekâ alanında profesyonellerin yalnızca %22'si kadındır
Özel Sektör Bariyeri: İş dünyasında kadın araştırmacı oranı çok daha düşük; ülkelerin %86'sında bu oran %45'in altında.
Akademik Liderlik: Dünyanın en iyi 200 üniversitesinin sadece 4'te 1'i kadın rektörler tarafından yönetiliyor. Küresel düzeyde, ulusal bilim akademisi üyelerinin sadece %12'si kadın.
Bu tablo, eşitsizliğin yalnızca “erişim” değil, ilerleme ve karar alma aşamalarında derinleştiğini gösteriyor. Tüm bu verilerin yanı sıra raporda daha da sarsıcı bir gerçekten bahsediliyor; bilimsel kariyerinden vazgeçen kadınların büyük bir kısmının taciz ve dışlanma gibi yapısal engellerle karşılaşması. Araştırmalar her iki kadın bilim insanından birinin iş yerinde cinsel tacize maruz kaldığını ortaya koyuyor. Bu tabloyu değiştirmek için UNESCO, bilim akademilerindeki %12'lik düşük kadın temsilini artırmayı ve bilim eğitimine okul öncesinden itibaren müdahale edilmesini öneriyor.
Su ve Kuantumda Kadın İzi Yok
2026 vizyonu, kadınların su yönetimi ve kuantum fiziği gibi stratejik alanlardaki varlığını da sorguluyor. Kuantum sektöründeki iş başvurularının %2'sinden azı kadın; yani her 54 başvurudan sadece biri kadın. Dahası, kuantum şirketlerinin %80'inde üst düzey kadın yönetici bulunmadığı bildiriliyor. Su ile ilgili disiplinlerdeki binlerce bilimsel makaleden 100'den azı cinsiyet veya kadın ve su konularını birlikte ele aldı. 2022'de, en iyi 21 hidroloji dergisinden dokuzu cinsiyete atıfta bulunan hiçbir makale yayınlamazken, geri kalanlar yalnızca 1 ila 14 arasında makale yayınlamış.
Küresel Tabloda Bölgesel Farklar Çarpıcı
Küresel ortalamanın ardındaki bölgesel dağılım, eşitsizliğin farklı coğrafyalarda nasıl şekillendiğini gözler önüne seriyor. UNESCO 2022 verilerine göre, kadın araştırmacı oranında bölgeler arasında ciddi uçurumlar var:
En Yüksek Oranlar: Orta Asya ile Latin Amerika ve Karayipler bölgeleri, kadın araştırmacı oranında cinsiyet dengelenmesini (pariteyi) yakalamış durumda. Bu bölgeler, kadınların araştırma ekosistemine nispeten daha eşit katılımının mümkün olduğunu gösteriyor.
En Hızlı Büyüme: Güney ve Batı Asya bölgesi, 2012'de %18,9 olan kadın araştırmacı oranını 2022'de %26,9'a çıkararak en etkileyici gelişmeyi kaydetti.
En Düşük Oran: Doğu Asya ve Pasifik bölgesi, kadın araştırmacı oranının en düşük olduğu bölge.
Düşüş Gösteren Tek Bölge: Orta ve Doğu Avrupa, 2012'de %40,1 olan kadın araştırmacı payını 2022'de %37,9'a düşürerek, küresel ilerleme eğiliminin tersine bir seyir izledi.
Teknoloji Devi Çin'de Durum Nasıl?
Teknoloji dünyasının dev aktörü Çin'de ise durum, küresel ortalamanın biraz gerisinde seyrediyor. UNESCO raporlarına göre Çin'deki kadın AR-GE personeli oranı %24,9 düzeyinde. İlginç olan ise, bu kadın gücünün yaklaşık %60’ının doğrudan teknoloji üreten özel sektör şirketlerinde çalışıyor olması. Çin’in teknoloji kalbi olarak bilinen Pekin ve Guangdong gibi bölgelerde kadın araştırmacı sayısı hızla artsa da, Çin genelinde her 4 teknoloji çalışanından yalnızca 1’i kadın.

Betül Kaçar (fotoğrafta solda), geçmişin biyolojik verilerini bugünün uzay teknolojisiyle birleştirerek evrende yaşam arayan bir NASA Merkezi yöneticisi. 2021’den beri Wisconsin-Madison Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdüren Kaçar, Türkiye’deki genç kızlar için en güçlü rol modellerden biri. Fotoğraf: Jeff Miller
TÜRKİYE KÜRESEL ORTALAMANIN NERESİNDE?
TÜİK’in İstatistiklerle Kadın 2024 raporu, Türkiye'deki kadınların bilim, eğitim ve çalışma hayatındaki yerini çarpıcı rakamlarla özetliyor. Türkiye, kadın araştırmacı oranı açısından küresel ortalamanın bir miktar üzerinde yer alıyor. Ancak bu sayısal avantaj, liyakate dayalı eşitliğe aynı ölçüde dönüşmüş değil.
Türkiye’de kadın araştırmacı oranı: yaklaşık %36–37
Dünya ortalaması: %31,1
Bu fark, Türkiye’nin özellikle yükseköğretim alanında güçlü bir kadın temsiline sahip olmasından kaynaklanıyor. Ancak tabloya yakından bakıldığında, eşitsizliğin yön değiştirdiği noktalar netleşiyor.
Türkiye Akademisinde Kadın
TÜİK’in İstatistiklerle Kadın 2024 raporu, akademideki kadın varlığını ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.
Yükseköğretim mezunlarında kadınların oranı %22,7, erkeklerde %26,2.
Akademik unvanlar
Profesörler içinde kadın oranı: %34,6
Doçentlerde kadın oranı: %42,1
Bu oranlar, küresel ortalamalarla kıyaslandığında görece olumlu bir tablo çiziyor. Ancak eşitsizlik, üniversitelerin en üst yönetim kademesinde keskinleşiyor.
Rektörlük
Devlet üniversitelerinde kadın rektör oranı: %3,9
Vakıf üniversitelerinde: %18,7
Yani Türkiye’de kadınlar akademik üretimin önemli bir bölümünü üstlenirken, bilimin yönünü belirleyen koltuklarda neredeyse yok.
Akademiden Piyasaya: Eşitsizliğin Derinleştiği Alan
Bilimsel bilgi üretimi, istihdam ve ekonomik güçle buluştuğunda toplumsal cinsiyet uçurumu daha da belirginleşiyor.
Kadın istihdam oranı (15 yaş ve üzeri): Türkiye’de %31,3'ken Avrupa Birliği ortalaması %70,2.
Üst ve orta düzey yönetici pozisyonlarında kadın oranı: %19,4.
BİST 50 şirketleri: Yönetim kurulu üyelerinin yalnızca %20,6’sı kadın.
BİLİMİ KİMLER YÖNLENDİRİYOR VE BU BİLGİ KİMİN HAYATINI DÖNÜŞTÜRÜYOR?
Bilimde cinsiyet eşitliği, yalnızca adalet meselesi değil; bilginin çeşitliliği, bilimin toplumsal etkisi ve sürdürülebilir gelecek açısından da belirleyici. 2026 teması, tam da bu noktaya işaret ediyor: Sorun artık kadınların bilime ilgisi ya da yetkinliği değil; bilimin kurumsal mimarisi.
* Bakım emeğinin eşitsiz paylaşımı
* Özel sektörde cam tavanlar
* Fon ve proje dağılımlarındaki görünmez ayrımcılık
* Liderlik pozisyonlarına erişimdeki yapısal engeller
11 Şubat, kadınların bilimdeki varlığını kutlamaktan öte şu soruyu sormayı gerektiriyor: Bilimi kimler yönlendiriyor ve bu bilgi kimin hayatını dönüştürüyor? Gerçek ilerleme ancak cinsiyet uçurumu kapatıldığında mümkün olacak.
Kaynaklar:
UNESCO Status and trends of women in science: new insights and sectoral perspectives
TÜİK 2024 TÜRKİYE'DE İSTATİSTİKLERLE KADIN