Büyük Okyanus’un ortasında zamanı ve yaşamı kucaklayarak uzanan Galapagos Adaları, Güney Amerika’nın omurgası And Dağları’nın kuzeyindeki Ekvador’a ait. Gezegenin en tehlikeli volkanları bu ülkede. Bunların bir kısmı aktif bir kısmı da sönmüş ama ne zaman patlayacakları belli değil. Ülke, aynı zamanda dünyada biyolojik çeşitliliğin en zengin olduğu coğrafyalardan. Evrim teorisine ilham veren canlıların bu ülkenin her noktasında, özellikle de ana karadan bin kilometre uzaktaki Galapagos Adaları’nda olması boşuna değil. Amazon bölgesi, And Dağları ve de Galapagos Adaları bu çeşitliliğin zirve yaptığı yerler. Tarihi özellikleri nedeniyle Ekvador Güney Amerika’nın önemli ülkelerinden biridir. Burası İnkaların ülkesidir. İnkalar, 15 ile 16. yüzyıl arasında Güney Amerika’nın batısında kuzey güney doğrultusunda uzanan And Dağları’nın neredeyse tüm coğrafyasına yayılmış Kolomb öncesi yerli halkların oluşturduğu, kültürel ve maddi zenginliği dillere destan muhteşem bir imparatorluktur. Bu imparatorluk, 1438’den 1533’e kadar, bugünkü Ekvador’un büyük bölümünü, Bolivya›yı, Arjantin›in kuzeybatısını ve Şili›nin orta kısmını ve güneybatı Kolombiya›nın küçük bir bölümünü ve de Peru’yu kapsayacak şekilde büyüdü. En parlak anında ve henüz çok gençken yok oluşla karşılaştı ne yazık ki... İspanyol istilacılar hileyle ve zalimlikle bu imparatorluğu hiç var olmamış gibi bir anda ortadan kaldırdılar. Yetinmediler ve gözü dönmüş bir açlıkla İnkaların yarattığı altından uygarlığı yağmaladılar.
Evrim teorisiyle bilim tarihinde en derin etkiyi bırakmış Charles Darwin’in izinde yürümek, onun bilimsel çalışmalarını ve keşiflerini yerinde takip etmek için buradayım. Quito (Kito), Ekvador’un başkenti; Bolivya’nın başkenti La Paz’dan sonra deniz seviyesinden en yüksekte (2.850 metre) bulunan ikinci başkent. UNESCO’nun korunması gereken dünya şehirleri listesinin başında yer alıyor. Kolonyal dönemden kalma muhteşem kiliseleri ve diğer binalarıyla Andların yemyeşil vadilerine yayılıyor. En yüksek tepesi El Panecillo’daki 40 metre yüksekliğindeki Bakire Meryem heykeli, kenti gözeten koruyucu meleği andırıyor. Ekvator çizgisi de buradan geçiyor.

Chimborazo, 6.310 metrelik yüksekliğiyle dünyanın en yüksek strato-volkanı. Zaman zaman kül, tüf, lapilli gibi malzeme püskürten ve farklı zamanlarda farklı püskürmelerle volkanik malzemenin ardalanmalı yığışmasıyla oluşan volkanlardan olduğu için strato-volkan yani tabakalı volkan diye adlandırılıyor.
Ekvador’un biyolojik çeşitliliğinin zirve yaptığı termal özelliğiyle ünlü Papallacta, yayılan buharlarla rengârenk çiçeklerin arasında sanki cennetten bir parça. Yemyeşil tepeleri sisle örtülü vadi içinden yükselen termal suyun buharının sisle karışımı muhteşem bir görüntüye dönüşüyor. Çiçeklerin, yaprakların üstündeki yağmur damlaları birer doğal büyüteç gibi. Kabakçiçeği (Datura sanguinea), yelken çiçeği (Calla palustris), Fuchsia sp., Comparettia speciosa (bir çeşit orkide), trompet çiçeği (Brugmansia aurea), cennet kuşu çiçeği (Strelitzia reginae), ampul çiçeği (Bomarea pardina), Japon gülü (Hibiscus rosa-sinensis), loğusa otu (Aristolochia grandiflora), fener çiçeği (Kniphofia reflexa), yüksük otu (Digitalis parviflora), Passiflora mixta gibi çeşit çeşit çiçek. Ağaçlık alanlar sinek ya da arı kuşu olarak bilinen Colibriler ile dolu. Bu kuşları görebilmek için onların peşinden koşmak yerine konabileceği bir yerde beklemek en iyi yöntem. Ziyaretçilerin kuşları daha iyi tanıyabilmesi için çiçek nektarına benzeyen sıvıyla dolu ve çiçeğe benzeyen düzenekler ağaç dallarına asılmış. Kuşlar süratle gelip gagalarını bu yapay düzeneğin içine sokup besleniyorlar. Trochilidae ailesine ait bu küçük kuşların en önemli özellikleri, büyüklerinin saniyede 12, küçüklerinin de saniyede 80 kez kanat çırparak havada kalabiliyor olması. Çok süratli olduklarından takipleri de çok zor.
AMAZONLAR VE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK
And Dağları’ndan çıkan birçok nehrin birleşmesiyle oluşan Amazon, dünyanın en büyük nehri. Yağmur ormanları havzasını oluşturarak Brezilya’nın doğusundan Atlas Okyanusu’na dökülür. Ekvador’un nehirlerinden Napo, Amazon’un önemli kollarından. Çevresindeki yağmur ormanları birçok bitki ve hayvan türlerini barındırır. Güzel bir Amazon sabahıydı, güneşin ışıkları Amazon’un kolu Napo’ya daha ulaşmamıştı. Karşı dağlar ve orman sisler içindeydi. Yağmur ormanlarını keşfetmek için iskelede bekleyen kanolara bindik. Kıyıda maymunlar, çığlıklar atarak, daldan dala atlayarak kanoları takip ediyordu. Nihayet varacağımız yere geldik. Burası hayvanlar için bir rehabilitasyon istasyonuydu. Yağmur ormanlarına ait birçok hayvanı burada görmek mümkün. Aslında bir açık hava hayvan hastanesi; bir şekilde sakatlarmış, hastalık geçirmiş, avlanamayan hayvanların tedavisi burada yapılıyordu. Çalışanlar değişik ülkelerden gönüllüler. Gözlerim, yaprakların ve dalların arasında gizlenmiş maymunları bulmada biraz tecrübe kazanmıştı. İşte diğerlerinden farklı bir tür; örümcek maymunu (Ateles fusciceps) yaprakların arasından sızan güneş huzmesi altında keyif yapıyor. Daha başkaları da vardı. Sırtında yavrularıyla dolaşan, daldan dala atlayan sincap maymununu (Saimiri sciureus) takip etmek çok zordu. Günümüz maymunlarla birlikte son bulacak derken küçük bir su birikintisinin yanına geldik. Suyun içinde bir ağaç parçası üstünde asker gibi sıralanan Amazon nehir kaplumbağasıyla (Podocnemis unifilis) dev bir yaprağın üzerinde güneşlenen benekli ağaç kurbağası (Hypsiboas punctatus) hareketsiz duruyorlardı.

Sincap maymunu (Saimiri sciureus), sırtında yavrusuyla ağaçların arasında daldan dala atlıyor. Bu tür, Güney ve Orta Amerika’da yaşayan Yeni Dünya maymunları grubuna ait.
Dinlenme tesisinin arka kapısı Ahuana köyüne açılıyordu. Evleri, sokakları hatta okulu ve öğrencileri, kilisesiyle burası tam bir yerleşim merkeziydi. Biraz sonra etrafı camlarla çevrili muazzam bir seranın kapısını açıp içeri girdik. Rutubet oldukça fazla, hava bunaltıcı. Tropikal bir ormana girmiş gibiydik. Etrafta yüzlerce kelebek, onlarca tür, oradan oraya uçuyor. Çeşitli yerlere konulan nektarların üzeri kelebekten geçilmiyor. Doğal ortamda kelebeği yakalamak ya da bir yere konsa ve de kanatlarını açsa da onun fotoğrafını çekeyim diye bir çaba burada yok. Kelebekler kafanızda, eliniz de, yüzünüzde, her tarafınızda dolaşıp duruyor. En albenili olan mavi morfo (Morpho phelides) ile mavi bantlı morfo (Morpho achilles) kanatlarını çırparak uçuyor. Papilionidae ailesine ait yeni dünyanın bilinen en yaygın türü yakut kanatlı kırlangıçkuyruk (Heraclides anchisiades), siyah renk üzerine krem ve kırmızı bantlarıyla dikkati çekiyor. Bu arada dönüş zamanı gelmişti. Punta Ahuana limanına kanolarla gidecek, sonra otobüsümüze binip şelaleler bölgesi Puyo-Banos’a devam edecektik. Yol boyunca Andların zirvelerinden, vadilerdeki nehirlerin hırçın sularına onlarca metre yüksekten dökülen şelalelerin muhteşem görüntüleri bizi bekliyordu.

Kızıl gövdeli yeşil kronet (Boissonneaua matthewsii), neo-tropikal bölgenin kuşlarından ve dünyanın başka bir bölgesinde bulunmaz. Bu inanılmaz süratli kuşlar özellikle renkleri, boyutları ve gaga biçimlerine bakarak tanımlanabiliyor.
GALAPAGOS ADALARI
Galápago eski İspanyolcada sele anlamına gelir. Çok sayıdaki kaplumbağa kabuklarının şekilleri nedeniyle, İspanyollar tarafından adalara bu isim verilmiş. Volkanlardan çıkan dumanları, değişik şekilli lavları, dünyanın başka hiç bir yerinde bulunmayan hayvanları, kaktüs ormanları, coğrafyası, iklimi, buraya efsunlu adalar denmesine de neden olmuş, buraya gelenleri ve hatta Darwin’i bile bu yönüyle etkilemiş.
Adaların Avrupalılarca ilk bulunuşu, 10 Mart 1535’te, Panama dördüncü piskoposu Thomas de Berlanga’nın Dominiklerle savaşı sırasında, gemisiyle Peru’ya giderken güçlü okyanus akıntılarına karşı koyamayıp bu adalara sürüklenmesiyle gerçekleşir. Ardından birçok kâşif, maceraperest ve harita yapan gemicilerin akınına uğrar. Robinson Cruose yazarı Daniel Defoe, 1708’de adaları ziyaret edenler arasında. İlk bilimsel çalışma 1790’da, Sicilyalı kaptan Alessandro Malaspina’nın bilimsel nitelikli keşif gezisidir.

Charles Robert Darwin, insan da dahil tüm canlıların doğal seçilim yoluyla bir veya birkaç ortak atadan evrildiğini ortaya atan İngiliz biyolog ve doğa bilimcisi. Galapagoslarda uzun süre gözlem yapan Darwin, teorisini geliştirirken bu gözlemlerden özellikle yararlandı.
Ekvador hükümeti 12 Şubat 1835’te Galapagos Adaları’nı topraklarına kattı. Darwin bu olaydan bir yıl sonra buraya geldi. 1904’de Kaliforniya Bilimler Akademisi’nin desteklediği keşif gezilerini yürüten Rolla Beck, adalarda jeoloji, entomoloji, ornitoloji, botanik, zooloji ve herpetoloji konularında önemli koleksiyonlar oluşturdu ve bunları Amerika’nın Doğa Tarihi Müzelerine verdi ya da sattı. 1932’de Templeton Corker Vakfı araştırma gezisiyle böcek, balık, deniz kabukları, fosiller, kuşlar ve bitkilerle ilgili önemli koleksiyonlar elde etmek için Galapagoslarda bir dizi çalışmalar yürüttü. 2. Dünya Savaşı sırasında biyolojik çeşitlilik yoğun bombardımanlar nedeniyle büyük zarar gördü. Özellikle kaplumbağa ve iguanalar ciddi bir yok oluş yaşadı. Adalar, 1959’da doğal park statüsüne alındı; 1960’dan sonra turizme açıldı. Yoğun turistik kafileler, kirlilik ve biyolojik yok oluşu beraberinde getirdi.

İngiliz ressam Conrad Martens, Darwin’in Beagle gemisiyle yaptığı bilim gezisine katıldı; gördüğü pek çok önemli yeri ve canlı türlerini resimledi.
Galapagos Adaları genelde kuzeybatı-güneydoğu yönünde dizilim gösteren volkanik sıcak noktalardır. Batıda Isabella ve Fernandina geniş volkanlardır. Derin kaldereları içeri çökmüş çorba kâsesine benzer. Doğudakilerse, küçük kalkan şekilli volkanlardır. Doğuda en dışta, genelde yüzölçümleri çok az olan Darwin, Wolf, Pinta, Marchena ve Genovesa adaları bulunur. Orta kesimde Santiago, Bartolome, Rabida, Daphne, Kuzey Seymour, Baltra, Pinzon, Santa Cruz, Santa Fe ve San Cristobal; batıdaysa Isabella, Fernandina, Tortuga, Santa Maria ve Espanola adaları yer alır. Bu adalar içinde denizatına benzeyen şekli ve altı adet volkanıyla Isabella, en büyük olanıdır. Darwin’in evrim kuramının temel prensiplerini oluşturduğu gözlemlerini gerçekleştirdiği bu adalar, jeolojik ve volkanolojik özelliklerinin yanı sıra, fauna ve florası ve endemik türleri ile halen gezegenin en önemli biyolojik alanlarıdır.

Levha tektoniğinin ders niteliğindeki yerlerinden biri olan Galapagos Adaları, transform faylarla sınırlı üç tektonik levhanın, Nazca, Coccos ve Okyanusya’nın kesiştiği yerdedir. Galapagoslarda yerin derinliklerinden gelen yüksek ısılı lavların zaman zaman volkanlarla yeryüzüne çıktığı birçok ada vardır. Bu özellikleri nedeniyle, Hawaii, İzlanda, Azorlar ve Reunion Adaları ile birlikte, jeolojik terminolojide sıcak nokta diye de bilinirler. Galapagos sıcak noktaları, Nazca levhasının Güney Amerika levhasının altına dalması sonucunda koyu gri renkli bazaltik magma üretir. Bu üretim zaman zaman volkanlarla yeryüzüne kadar ulaşır; şekilleri ve yapıları birbirinden farklı göz alıcı lav katılaşmaları bu adalarda doğanın sanat eserlerini yaratmıştır.
Adalarda kara ve deniz ekosistemleri bulunur. Bunlar da kendi aralarında birçok alt habitatlara ve topluluklara ayrılır.
Denizel ekosistemde, Galapagosları etkileyen bu okyanus akıntılarının önemi çok büyüktür. Bölgede dört büyük akıntı sistemi görülür. Kuzeydoğu yönünden güneybatıya doğru ilerleyen ılık ve az tuzlu sulara sahip Panama akıntısı, batıdan doğuya hareket eden soğuk Cromwell dip akıntısı, Güney Amerika batı kıyılarından batıya ilerleyen Güney Ekvator soğuk yüzey akıntısıyla güneyden Güney Amerika kıyılarından Galapagoslara gelen soğuk ve çok tuzlu Humbolt-Peru Okyanus akıntılarıdır. Bu akıntılar 14 büyük ada ve 120 küçük adadan oluşan 138 bin kilometrekarelik dağılım alanı olan Galapagos takımadalarının bulunduğu bölgede karışır ve inanılmaz çeşitlilikte invertebrat ve plankton nitelikli birçok denizel organizmayı besin maddesi olarak buraya yığarcasına depolar. İşte buradaki büyük denizel biyolojik çeşitliliğin kökeni bu akıntıların karışımında yatar.

El Cajas Milli Parkı 4.100 metre yükseklikte. Paramo vejetasyonu ya da Alpin tundra, Andların zirvelerine yakın bu el değmemiş doğa parçasında varlık buluyor.
Aynı zamanda denizaltı volkanizması nedeniyle artan deniz sıcaklığının da biyolojik çeşitliliğin artmasında önemli rolü vardır. Galapagos’taki karasal yaşam ortamları ve onun besin potansiyeli tümüyle bölgesel iklimin özelliklerine bağlıdır. Buradaki iklim ise tümüyle yüksekliğe bağlı özellikler sunar. Yağış güneydoğu yönünden esen sert rüzgârların etkisinde ısınan havanın yükselmesine bağlı olarak gelişir.

Heliconia bourgaeana, ıstakoz kıskaçlarına benzeyen görünümüyle neo-tropikal bölgenin ender çiçeklerinden.
Galapagos’un biyolojik çeşitliliği içindeki karasal gruplar, Bryophyta (karayosunları), Fungi (mantarlar) Invertebrat (omurgasızlar), Likenler (mantar, yosun), vasküler (damarlı) bitkiler ve kara vertebralılardan (omurgalı) meydana gelir. Denizel gruplarsa çok daha değişiktir. Algler, Anemon, hydra, coelenterata corals (mercanlar, Gorganian ve Zoanthidler) Echinodermata (derisi dikenliler), denizel omurgalılar, planktonlar ve diğer takson grupları bu ortamları temsil eder.
Karadaki omurgalılar, çiftyaşamlılar, sürüngenler, kuşlar ve memelilerdir. Denizel ortamı temsil eden grupların içinde denizel vertebralar önemlidir. Örneğin kuşlar, memeliler, sürüngenler, kemikli ve kıkırdaklı balık türleri endemik nitelikli taksonlarıyla dikkat çeker. Florada çiçeksiz bitkiler (Gymnospermae), tek çenekliler (Monocotyledon) ve eğrelti otları (Pteridophyta) önemlidir. Yaşayan birçok endemik kuş, sürüngen, eklembacaklı, deniz ve kara memelileriyle çeşitli balık taksonları ve karasal-denizel ortamlara uyum sağlamış canlılarla adalara özgü bitki toplulukları, Galapagosların muhteşem biyolojik çeşitliliğini oluşturur.
BALTRA VE ST. CRUZ
Burası bambaşka bir dünya. Ekvatorun o muhteşem sıcağı yüzümüzü şöyle bir yaladı. Burada her şey çok sıcaktı. St. Cruz’a geçip Darwin’in ispinozlarının uçuştuğu limandan kalacağımız otele bir motorla ulaştık. Öğlen yemeği sonrasında dev kaplumbağalara merhaba dedik. Dev kara kaplumbağalarının en önemli yaşam yerlerinden biri Galapagos Adaları olarak bilinse de, Seyşel takımadalarındaki Aldabra Adası’nda da yaşarlar. Ancak sayıları gün geçtikçe azalıyor. Aşırı büyüme (gigantizim) sonucunda Galapagosların bazı adalarında ağırlıkları 400 kiloya kadar ulaşanları da var. Farklı adalarda farklı kaplumbağa türleri bulunur. Ortama göre değişen kabuk biçimleri, plaka sayıları ve boyutlarındaki değişikliklerin Darwin tarafından gözlemlenmesi evrimin en önemli kıstaslarından biri olan ortama uyumu en iyi anlatan farklılıklardır. Son yıllarda yapılan genetik çalışmalar kaplumbağa sayısını arttırsa da kaybolan türler örneğin Yalnız George (Chelonoidis abingdonii), Pinta Adası’nda yaşayan kaplumbağa türlerinin son üyesiydi ve öldüğünde 108 yaşındaydı. Yapılan genetik çalışmalara rağmen yeni Yalnız George ne yazık ki üretilememiştir. Bugün St. Cruz’da Darwin Merkezi’nde Yalnız George’u tahnit edilmiş olarak görebilirsiniz.

Galapagos kaplumbağası (Chelonoidis abingdonii). Galapagos Adaları, adını bu muhteşem hayvandan alıyor. Galápago eski İspanyolcada sele anlamına geliyor. Çok sayıdaki kaplumbağa kabuğunun şekli nedeniyle İspanyollar tarafından adalara bu ad verilmiş.
Darwin’in, evrim konusunda ortama uyum sağlayarak farklı morfolojik değişiklikler gösteren önemli bir başka canlı daha bu adalarda dikkatini çekti. Bunlar son derece küçük, aynen bir serçeye benzeyen ispinozlardı (Geospiza sp). Bu küçük kuşlar evrimin anlaşılmasında klasik örnek olmakla ünlüdür. Gaga şekilleri ve boyutları bakımından farklılıklar gösteren kuşların adada 14 türü yaşar. Örneğin yerdeki ve kaktüs tohumlarını yemeye uyarlanmış gaga tipleri, böcek ve meyve tohumlarını yemek için şekillenmiş gaga biçimleri farklı türlere aittir.

Kırmızı turuncu renkleriyle göz alan Galapagos yengeci (Grapsus grapsus), Bartolome Adası’nda siyah bazaltlar üstünde çarpıcı bir kontrast oluşturuyor.
İki saatlik bir yolculuktan sonra Bartolome Adası’na ulaştık. Tekneden ayrılan zodyak küçük bir kayalığa yanaştı. Burada ilk dikkatimi çeken Galapagos’un kırmızı renkli meşhur yengeciydi (Grapsus grapsus). Onlarca yengeç insanları fark edince kaçışmaya başladı. Kırmızı turuncu renkleriyle siyah bazaltlar üstünde güzel bir kontrast oluşturmaları onları fotoğraf için cazip hale getiriyordu. Adadaki volkanın püskürmesi sonrasında oluşan bazaltik lav yapıları kızıl renkten siyaha, sarı, kirli sarı renge kadar farklılıklar gösteriyordu. En güzeliyse lav kaktüslerinin bu muhteşem topografyaya eşlik etmesiydi. Bu küçük volkanın tepesinden görülen manzara ise muhteşemdi. Tam karşıda Galapagosların arması Pinnacle (doruk) kayası, gezegenin tam da ortasındaydı. Bartolome’da eski bir resifin dalgalarla parçalanarak ufalanmış mercan kırıntılarından oluşan bembeyaz bir kumsalıyla göz alan güzel bir koyunda denize girdim. Su pırıl pırıldı. Her tarafa kalem dikenli denizkestaneleri (Eucidaris thouarsii) yayılmıştı. Sahildeyse parçalanmış mercanların kırıntıları arasına karışmış dikenleri dikkati çekiyordu. Değişik renkli balıklar var mı diye kayaların arasını incelerken önümden aniden bir karaltı geçti. Bir an ürktüm. Bir denizaslanı yavrusuydu. Dalıyor, çıkıyor süratle önümüzden geçiyor, bizimle oynamak istiyordu. Zaman zaman ortadan kayboluyor, sonra kafasını sudan çıkartıp sallıyordu. Bir süre böyle devam etti. Galapagos deniz aslanı (Zalophus wollebaeki) buraya özgü bir türdü ama tehlike altındaydı.

Galapagosları dört yönden etkileyen okyanus akıntıları, plankton nitelikli birçok denizel organizmayı besin maddesi olarak buraya yığar. Adalardaki büyük denizel biyolojik çeşitliliğin kökeni de bu akıntılardır. Galapagos deniz aslanı (Zalophus wollebaeki), aileler halinde yaşayan bir tür, Galapagoslara özgüdür...
KUZEY SEYMOUR ADASI
Küçük bir adaydı Kuzey Seymour ama biyolojik çeşitlilik bakımından muhteşemdi. Zor koşullara uyum sağlayan canlıların başında kuşlar ve deniz iguanaları geliyordu. İki önemli kuş burayı mekân edinmişti. Aralarındaysa bitmeyen bir mücadele vardı. Kanımca Darwin, türler arası rekabet için evrim gerçeğinde bu adayı örnek vermiş olabilirdi. Ada bu konu için tam da kitaplık bir yerdi. Volkanik ve çoraktı. Her taraf delikli bazalt cüruflarıyla kaplıydı. Adada yürüyeceğimiz yer belliydi. Bunun dışına çıkmak yasaktı. Muhteşem fırkateyn kuşu (Fregata magnificens), açıldığında üç metreye yaklaşan siyah kanatları ve en önemlisi dişiye kur yapmak için şişirdiği kırmızı renkli kursağıyla insanı büyülüyor. Büyücek kırmızı bir torba şeklindeki kursak yaklaşık sekiz saat bu şekilde kalabiliyor. Bu zaman içinde dişi yanına yaklaşırsa mutlu oluyor. Ancak o sürede erkek bir dişiyi tavlayamıyorsa torba pörsüyerek sönüyor. Bazen de iki erkek arasındaki mücadele gerçekten görülmeye değer görüntüler sunuyor. Açılan devasa kanatlar, kocaman gagalar savaşta kullanılan silahlar.
Fırkateyn kuşlarının bir ilginç yanı daha var. Bunlar korsan kuşlardı. Başkasının avını çalıp onunla besleniyorlar. Öyle suya dalmak, balık yakalamak diye bir dertleri yok. Çok iyi bir balık avcısı olan Mavi ayaklı sümsük kuşları (Sula nebouxii) balığı görüp de yıldırım hızıyla suya daldıklarında, onları havada gözleyen firkateynler o iri gövdeleriyle süratle suya yöneliyor, balığı yakalayan sümsüğü korkutup avını çalıyor. Bir çeşit korsancılık yaparak beslenmeleri, Darwin’in evrim öngörüsündeki doğada güçlü olan kazanır kıstasını en iyi yansıtan örneklerden biri olarak evrim gerçeğinde yerini alacaktır.

Mavi ayaklı sümsük kuşu (Sula nebouxii), çok iyi bir balık avcısı.
Güneşten korunmak için kaktüs altlarına sığınmış, sarı-boz-kahverenginin değişik tonlarında, korkunç görümlü, son derece sakin, yaklaşık iki metre uzunluğunda kara iguanaları (Conolophus subcristatus) her yandaydı. Kaktüsler ve çalı formunda ağaçlar dışında bir şey yoktu. Ağaçlar, Bursera graveolens ya da İspanyolcada Polo Santo denilen mistik ağaçlardı. Kupkuru dallarıyla her tarafa yayılmıştı. Ancak yağmur yağdığında bir anda yeşillenen ve azizlerin ağacı olarak da bilinen bu ağaç yakıldığında rahatlatıcı kokusu nedeniyle mabetlerde, şaman ayinlerinde kullanılıyordu. Güney Amerika’nın kuzey bölgelerinde yaygın olarak yetişen bu ağacın, aynen çamlarda olduğu gibi terebent özelliği nedeniyle uzun süren bir koku yayarak, uhrevi konuların ve davranışların dile getirilmesinde insanı sakinleştirip rahatlattığı söyleniyordu.

Kara iguanası (Conolophus subcristatus), Galapagos Adaları’nın tamamına yayılmış bir tür. Galapagos için karakteristik,otçul ve zararsız.
Ertesi gün Galapagoslardaki son günümüz olacaktı. Sabah erkenden kalktık, motorla limana geçtik. Otobüsü beklerken etrafa son defa bir göz atayım deyip dolaşmaya başladım. Bu sayede bir deniz iguanasını (Amblyrhynchus cristatus) yüzerken gördüm. Bu sırada belki de yeni avdan dönen devasa Galapagos pelikanı (Pelecanus occidentalis) iskelenin parmaklıklarına tünemiş etrafı kolaçan ediyordu. Bu manzaraya eşlik eden denizaslanları sere serpe uzanmış dinleniyorlardı.
O gün ilk olarak Baltra Adası ile St. Cruz arasındaki Ithabaca Kanalı’nda denize girdik. Birkaç melek balığı yanımdan nazlı nazlı geçti. Kayalık yerlerde kalem dikenli Eucidarisler yayılmıştı. Birden altımda iki köpek balığı belirdi. Küçüktüler ama ana ya da babaları yakında olabilirdi. Riski göze alıp biraz daha yaklaştım. Ama bir süre sonra sudan çıktım. Adalardaki son durak, Güney La Plaz olacaktı. Bir saatlik bir yolculuğun sonunda ada uzakta gözüktü. Tam karşısında da Kuzey La Paz vardı. Burası araştırma adası olduğu için turistlere yasaktı. Diğer adalar gibi küçüktü. Dalgaların dövdüğü kayalık sahilde denizaslanı aileleri yaşıyordu. Erkek suda dolaşıyor, anne ve yavruları sahilde kayaların üstünde oynuyorlardı. Yine aynı fauna ve flora dikkati çekiyordu. Yamaçlarda kaynanadili kaktüsünü andıran Opuntia cacanapa sık denecek kadar yaygındı açık alanlarsa kırmızı bir halı gibi bir çeşit sukulent Sesuvium portulacastrum ile kaplanmıştı. Denize yakın kaktüslerin altında birkaç bireyden oluşan denizaslanı yavruları uyukluyordu. Adanın doğu kısmı daha yüksekti. Buraya geldiğimizde bizi kayalık derin falezler karşıladı. Etraf Galapagos albatroslarından tutun da çeşitli martı ve deniz kırlangıçlarının yuvalarıyla doluydu. Kuşların biri konup diğeri kalkıyordu. Adanın en yüksek yerinde birkaç tane iri denizaslanının iri cüsseleriyle kayalarda uzandığını gördük. Bunların burada ne işi var diye düşünürken, rehberimiz konuya değindi. Bunlar ailesi olmayan yaşlı erkek denizaslanlarıydı.

Panama şapkası, sadece bölgede değil tüm dünyada ilgi gören bir giysi. Ekvador, Cuenca’da bir kadın, palmiye ağaçlarının liflerinden Panama şapkası örüyor.
Ana karadaki Ekvador’dan Galapagoslara tüm bu coğrafya, biyolojik ve jeolojik özellikleri bakımından gezegenin en önemli yerlerinden biri. Özellikle de Darwin’in evrim teorisini borçlu olduğu Galapagoslar... Burası hem jeolojik hem de biyolojik evrimin iç içe olduğu ender coğrafyalardan. Daha doğrusu ve de en önemlisi bu adalar bilimin (biyoloji ve jeoloji) okulu aynı zamanda. Volkanizma, akıntılar, rüzgârlar doğanın her türlü koşulu var burada. Doğal seçilimin, izolasyonların kısaca evrimin gerçek mabedi burası.
MAGMA SAYI 43 / ARALIK 2018