Bugün Türkiye’nin demografik haritasına baktığımızda neredeyse kusursuz bir denge görüyoruz: Nüfusun yüzde 49,98’i kadın, yüzde 50,02’si erkek. 43 milyon 32 bin 734 kadın. Ancak bu denge yaşamın çoğu alanında kadınların aleyhine bozuluyor.

Çatalhöyük kazısında arkeolog Ashley Lingle, cenin şeklinde bir çocuk gömüsünü çıkartmaya çalışıyor. Eşitlikçi toplum Çatalhöyük, insan ilişkilerinin henüz en saf olduğu dönemi de yansıtıyor. Fotoğraf: Scott D. Haddow
Sınıfta Erkeklerle Yarışıyor, İşte Kaybediyorlar
Eğitimde tablo umut verici görünüyor. Veriler, kadının toplumsal yaşamdaki görünürlüğünün eğitimle arttığını kanıtlıyor. 2008’de en az bir eğitim düzeyini tamamlayan kadınların oranı yüzde 67,5 iken, 2024’te bu oran yüzde 88,3’e fırladı.
Bilgiye ulaşma iştahı, kadınları yükseköğretime de taşıdı; yükseköğretim mezunu kadın oranı yüzde 23,6’ya ulaştı. Kadınlar üniversiteye erkeklerden daha yüksek oranda devam ediyor; sağlık, eğitim ve sanat alanlarındaki mezunların yüzde 73,1'i kadın. Ancak bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarından mezun oranı kadınlarda yüzde 34,2.

Ev işleriyle meşguliyetin, işgücüne dahil olmama nedenleri arasındaki payı kadınlarda %35 olarak ölçülüyor. Fotoğraf: Mahmut Orhan Alkaya
Ancak eğitim üstünlüğü iş hayatına taşınmıyor. 2024 yılı verilerine göre Türkiye'de kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 36,8; erkeklerin ise yüzde 72. Kadınların istihdam oranı yüzde 32,5 ile AB ortalamasının (yüzde 75,8) yarısının altında kalıyor. Yani kadın, bilginin basamaklarını tırmansa da emeğinin ekonomik karşılığını bulmakta hala zorlanıyor. Üst ve orta düzey yönetici pozisyonlarındaki kadın oranı ise yüzde 20,6 ile toplumsal cam tavanın hâlâ orada durduğunu anımsatıyor. Ev işleriyle meşguliyetin, işgücüne dahil olmama nedenleri arasındaki payı kadınlarda yüzde 35 olarak ölçülüyor. Bir kadın, evinde küçük çocuğu olduğunda bu oran dramatik biçimde değişiyor: Hanede 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubunda kadın istihdam oranı yüzde 26,9'a düşerken aynı koşuldaki erkeklerde bu oran yüzde 90,9'da kalıyor. Çalışma hayatında kalma süresi de cinsiyete göre derin bir uçurumu yansıtıyor: Erkekler için 39,7 yıl olan bu süre, kadınlar için 20,7 yıla düşüyor.

Anadolu köylerinin hemen hemen hepsinde ekmek pişirme yükü kadınların omuzlarındadır. Çabalar, zahmetler ateşin sönmemesi, ekmeğin sürekli pişmesi içindir. Fotoğraf: Mahmut Orhan Alkaya
Evde Dört Buçuk Saat, İşte Yirmi Yıl
Türkiye Zaman Kullanım Araştırması, ev içi emeğin görünmez yükünü sayılarla ortaya koyuyor. Kadınlar hane halkı ve aile bakımı için günde ortalama 4 saat 35 dakika harcıyor; erkekler için bu süre yalnızca 53 dakika. Yemek yapma ve çamaşır yıkama gibi ev işlerinin sorumluluğunu üstlenenler arasında kadınlar ezici çoğunluğu oluşturuyor; hanedeki işlerin sorumluluğunu kadınların yüzde 85,6'sı üstlenirken bu oran erkeklerde yüzde 11'de kalıyor. Bu görünmez emek, kadınların çalışma yaşamındaki kırılganlığının da temel kaynaklarından biri.
Aynı Masada Oturuyorlar, Farklı Maaş Alıyorlar
İş bulan kadın, erkekle eşit ücret almıyor. 2023 yılı verilerine göre cinsiyetler arası ücret farkı, eğitim düzeyi arttıkça büyüyor. Yükseköğretim mezunlarında bu fark yüzde 17,4'e çıkıyor; yani bir kadın ne kadar çok okursa, kazandığı ücretle erkek meslektaşı arasındaki makas o kadar açılıyor. Lise mezunlarında ücret farkı yüzde 16,7, ilkokul ve altı eğitimde ise yüzde 13,2 olarak ölçülüyor. Üstelik çalışan kadınların yüzde 19,4'ü kayıt dışı istihdam içinde yer alıyor; bu oran erkeklerde yüzde 15,7.

Türkiye'de bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarından mezun oranı kadınlarda yüzde 34,2. Fotoğraf: Tijen Burultay
Karar Masasında Çok Az Sandalye
Eğitim ve ekonomi alanındaki tablodan farklı olarak siyasi ve kurumsal temsilde kadınların varlığı oldukça sınırlı. 2025 itibarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yüzde 19,9'u kadın milletvekillerinden oluşuyor; AB üyesi 27 ülkenin ortalaması yüzde 33,6. Kabinede ise 16 erkek bakana karşılık yalnızca 1 kadın bakan bulunuyor.
Yerel yönetimlerdeki tablo daha da kısıtlayıcı: Belediye başkanlarının sadece yüzde 5,6'sı kadın; muhtarlarda bu oran yüzde 3,3'e iniyor. Üniversitelerde devlet kurumlarının rektörlerinin yüzde 95,3'ü erkek
İş dünyasında da benzer bir tablo var. BİST 50'deki şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin yüzde 81,7'si erkek. Üst ve orta düzey yönetici pozisyonlarında kadınların payı ise yüzde 21,5.
Şiddetin Gölgesinde Bir Yaşam
Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması 2024, korkunç bir gerçekliği belgeliyor. 15-59 yaş arası kadınların yaşam boyu maruz kaldığı şiddet verileri, psikolojik ve fiziksel şiddetin en yaygın biçimler olduğunu ortaya koyuyor. Eş ya da birlikte olduğu kişi tarafından uygulanan şiddeti yaşayan kadınların yüzde 47,7'si bu deneyimi kimseyle paylaşmıyor. Şiddet yaşayanların yalnızca küçük bir kısmı resmi mercilere başvurabiliyor; kadınların büyük çoğunluğu yaşadıklarını önce kendi ailesinden bir kadına anlatıyor. Bu, hem kurumsal güvensizliğin hem de destek mekanizmalarındaki açıkların somut göstergesi.
Güvenlik algısı da son derece çarpıcı: Kadınların yüzde 20,3'ü yaşadıkları çevrede gece yalnız yürürken kendini güvensiz ya da çok güvensiz hissediyor.
Sporda Farklı Bir Tablo
Sporun sunduğu görece eşitlikçi zemin dikkat çekiyor. Uluslararası müsabakalarda Türkiye adına kazanılan madalyaların yüzde 53,5'i kadın sporculardan geliyor. Milli sporcu sayısında da kadınların payı yüzde 47'ye ulaşmış durumda. Ne var ki spor yönetiminde tablo farklı: 10 ulusal olimpik spor federasyonunun yönetim kurulu üyelerinin sadece yüzde 7,3'ü kadın.
2000'den 2025'e: Değişen Ne, Değişmeyen Ne?
Aradan geçen çeyrek yüzyılda bazı göstergelerde çarpıcı ilerlemeler kaydedildi. Savcılık mesleğinde kadınların payı 2006'da yüzde 4,2 iken 2024'te yüzde 18,1'e ulaştı. Hakimlikte ise 2006'daki yüzde 28,2'den 2024'te yüzde 46,6'ya çıkıldı.
Adölesan doğurganlık hızı 2001'de binde 49 iken 2024'te binde 10'a geriledi. Çocuk evliliği rakamları da dramatik biçimde düştü: 16-17 yaş grubunda 2011'de 42.700 olan evlilik sayısı 2025'te 574'e indi.
Dışişleri alanında ise kadın büyükelçi oranı 2000'de yüzde 4,6 iken 2025'te yüzde 28,4'e ulaştı.
Ortalama ilk evlenme yaşı da yükseldi: Kadınlarda 2010'daki 23,7'den 2025'te 27'ye, erkeklerde ise 26'dan 28,5'e çıktı.
Öte yandan bazı kırılganlıklar yerinde duruyor. İşgücüne katılım farkı, ücret uçurumu, siyasi temsil eksikliği ve ev içi emek yükünün kadın sırtında birikmesi, yıllar içinde sınırlı oranda değişti. Karar mekanizmalarındaki kadın temsili henüz yapısal bir dönüşüme kavuşamadı.
TÜİK ve UN Women'ın ortaklaşa hazırladığı bu rapor, Türkiye'deki eşitsizlikleri hem görünür kılıyor hem de dönüşümün mümkün olduğunu gösteriyor.
Bu yıl ve bundan sonraki 8 Martlarda bu rakamlar, politikaya dönüşmediği sürece yalnızca rakam olarak kalmaya devam edecek.
Kaynak: TÜİK & UN Women, "Türkiye'de İstatistiklerle Kadın 2025”