Bir zamanlar Anadolu köylüsünün en önemli geçim kaynağı olan keçi yetiştiriciliği, Türk kültürüne de önemli etkileri olan bir üretim modeliydi. Ancak 1950'li yıllardan bu yana uygulanan devletin hatalı orman politikalarına tarım ve hayvancılığı zora sokan uygulamalar da eklenince günümüzde artık keçi yetiştiriciliği adeta 'kahramanlık' olmaya başladı. Ülkenin kırmızı et açığının kapatılmasında, yoksul halkın beslenmesinde önemli bir yer tutan keçiler de keçi yetiştiricileri de zor günler geçiriyor. Bir başka deyişle üreticiler de Türkiye'de keçileri tamamen kaçırmak üzere...

 

Antalya'dan yayın yapan VTV Televizyonunda yayınlanan ve bölgenin tarım ve hayvancılığını mercek altına alan 'Çayır Çimen' programında bu hafta keçi yetiştiriciliği ve ormancılık politikaları ele alındı. Yıllardır zarar verdiği gerekçesiyle ormanlara sokulmayan ve adeta 'günah keçisi' ilan edilen kıl keçilerinin sayıları bir zamanlar ülke nüfusundan fazlayken yanlış uygulamalar yüzünden hızla azaldı. 2011 yılında ise bu yanlıştan dönen Türkiye, Torba Yasa'ya eklenen bir madde ile keçilerin ormanlara girişine denetimli serbestlik getirildi.

 

ELMALI YAYLALARINDAKİ ÇOBANLARIN YASAK İSYANI

Ancak bu durum, tabiri caizse Adalet Bakanlığı'nın iyi hali bulunan mahkûmlara uyguladığı ceza yöntemine dönüştü. Zira aradan geçen yaklaşık 4 yıllık süre içerisinde keçilere tanınan bu hak yeterince uygulanamıyor. Gazeteci Pelin Gel Ağan'ın hazırlayıp sunduğu Çayır Çimen programına konuşan Antalya'nın Elmalı ilçesine bağlı İslamlar Köyü’ndeki keçi çobanları, keçilere uygulanan orman yasağının bölgede halen sürdüğünü dile getirdiler.

 

ÖZTÜRK: ‘KEÇİLER ORMANIN ÜCRETSİZ, GÖNÜLLÜ İŞÇİLERİDİR’

Antalya Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeliha Öztürk ise orman yangınlarının önlenmesinde kıl keçilerinin büyük önemi olduğuna dikkat çekerek, orman yangınlarını küçük alanlar içinde tutmak ve yayılmasını önlemek için her yıl yangın emniyet şeridi ve yolu tesis edildiğini, keçilerin ise bunu açtıkları patikalar ile sağladıklarının altını çizdi.  Bölgedeki ağaçların ciddi anlamda büyüdüğünü, bu ağaçların eteklerinin dallarla yüklü olduğunu, bunların da budanması gerektiğini kaydeden Öztürk, “Keçilerin buraya girmesi bu ağaçların budanması açısından çok önemli. Ağaç yetiştiricileri yılın belli aylarında budama yaparak o ağacın serpilmesini ister. Bu ağaçların budanması için keçiler gönüllü ve ücretsiz işçilerdir. Bunları budayarak hem doğal et süt üretimi yapalım Türkiye ekonomisi gelişsin hem de ağaçlar budandığı için daha güzel serpilsin” diye konuştu.

 

‘KEÇİLERE ÖZGÜRLÜK SAĞLAYAN YÖNETMELİK VAR, UYGULAMA YOK’

Temmuz 2012'de yayınlanan otlak, yaylak ve kışlaklarda hayvan otlatılmasına ilişkin yönetmeliğin gerçekte uygulanmadığının da altını çizen Zeliha Öztürk, “Yönetmelik, devletin 'keçi orman zararlısıdır' yanlışına karşın yapılmış bir politika değişikliğinin en önemli göstergesidir. Ancak gerçekte bugün yetiştiricilerle görüştüğümüzde bu devlet politikasının hayata geçmediğini görmekteyiz. Artık dikim sahası olarak 15-20 yıl önce belirlenen sahaların bir an önce otlatma sahaları ilan edilip bunların köylüye duyurulması gerekmektedir. Orman işletme şefliklerinin bu görevleri yerine getirmeleri gerekiyor” dedi.

 

‘BARANDA YAYLASI TELLE ÇEVRİLDİ, BU KÜLTÜRE İHANETTİR’

Keçilere uygulanan yasağın bölgedeki köylülerin yüzyıllardır koyun ve keçilerini otlattığı 2 bin metre rakımlı Baranda Yaylası'nda da sürdüğünü anlatan Öztürk, “Baranda Yaylası da yasaklı bölge ilan edilmiş ve tel örgülerle çevrilmiş. Akdeniz'de keçicilik göçer Yörüklük geleneğiyle yapılmakta. Yaylalarımız, bu insanlarımızın 40 derece sıcakta hayvancılık yapmaları mümkün olmadığı için Anadolu'nun kuruluşundan itibaren kullanılmakta. Ancak bu güzel yaylamızda da telleri görüyoruz. Bu ne yasak, bu ne yaylacılık. Bu, kültüre ihanettir. Yetkililerimizin bir an önce bu konuyla ilgilenmeliler. Yaylalarımızı yaylaların gerçek sahiplerine keçilere koyunlara teslim etmeliyiz” görüşünü dile getirdi.

 

‘BİZİ ŞEHRE GÖTÜRÜRSENİZ ÖLÜRÜZ!

Çayır Çimen programında konuşan keçi yetiştiricisi Hüseyin Kotra ise kendini bildi bileli çobanlık yaptığını belirterek,  “Bu ata mesleği, bir kültür. Bizi şehre götürürseniz ölürüz. Biz üretmek istiyoruz. Ama bu koşullarda nasıl üretelim” diye konuştu. Yasaklar yüzünden artık çok sayıda kişinin çobanlığı bıraktığını dile getiren Kotra, köylerinde bundan 10 yıl önceye kadar 50'nin üzerinde olan çoban sayısının yasaklar nedeniyle 20'lere kadar düştüğünü de sözlerine ekledi.

 

‘300 OLAN HAYVAN SAYISI 100’E DÜŞTÜ, EVİMİ GEÇİNDİREMİYORUM’

Bölgede yaşayan bir başka keçi yetiştiricisi olan Ahmet Göğben ise ailesinin geçimini yalnızca  keçi yetiştirerek sağlamaya çalıştığını ancak bu koşullarda evini geçindiremediğinden yakınıyor. Yasaklar nedeniyle hayvan otlatacak alanları olmadığını anlatan Göğben, bu yüzden 300 yerine 100 hayvan beslemek zorunda kaldıklarını vurgulayarak, “Kazandığımız para bu koşullarda yetmiyor. Yem pahalı. Ben çocuklarımı neyle geçindireceğim. Çocuklar nasıl yapacak böyle zorluk olduktan sonra tek keçi ormana girdimi cezası 80 TL. Kanunda ormana girmesi yasak değilmiş ama bize söylemiyorlar. Bize otlatma yeri göstermediler, sahamız daraldı. Yasaktan başka bir şey yok. Devlet hayvan başına 20 lira destek veriyor. Ben bir hayvana verilen destekle bir çuval yem alamıyorum. Bir çuval yem 55 lira. Ben ne yapayım?” sözleriyle keçi yetiştiricilerinin dramını özetledi.

 

‘ORMANI ÇOBAN BÜYÜTÜR’

Keçi çobanı Hidayet Tecimen'in derdi de diğerlerinden farklı değil.  “Ormanı orman mühendisi diker gider ama bu katranı çoğunlukla çoban büyütür” diyen Tecimen,  “Sahaya dikip gitmekle olmuyor. Çoğunlukla korumakla oluyor” sözleriyle çobanların dağların bekçileri olduğunu vurguluyor: “Ağaçlar burada kendini kurtardı. Orman müdürlükleri burayı serbest etseler hem yangınların oluşması önlenir hem de ağaçlar budanarak daha çok büyürler. Bizler de bu mesleği bu kültürü sürdürebiliriz. Bu işin gecesi gündüzü yok. Yem pahalı. Biz sıkıntı yaşıyoruz. Bu koşullarda ne yapalım. Keçi ormanın temizlikçisidir. Ağaçları budar. Yangından önler. Açsınlar artık şu sahamızı.”

 

‘TURİSTLER RAHATSIZ OLMASIN’ DİYE DAĞI KEÇİLERE KAPATIYORLAR

Bölgede bulunan ve Burdur Müzesi’nde sergilenen bir lahit kapağında yer alan keçi kabartması, keçi yetiştiriciliğinin bölgede binlerce yıldır süregelen bir üretim biçimi olduğunu gösteriyor. Ancak bugün Antalyalı keçi çobanlarının yaşadığı sorunların benzerlerini Burdur ve Ispartalı çobanlar da yaşıyor. Bölgede yoğunluk kazanan vahşi madencilik ve benzeri yıkım politikaları, deyim yerindeyse küçükbaş hayvancılığın çanına ot tıkarken, Isparta Davraz Dağı’nda turizm bölgesi ilan edilen kayak merkezi ve çevresi de keçilerin girişini engellemek için telle çevriliyor. Gerekçe ise bir hayli ilginç: Kamp yapmaya gelen futbolcular çoban köpeklerinden korkabilir! Isparta merkeze bağlı Çobanisa köylülerinin keçilerini otlattığı bölgeye çobanların girişine izin verilmeyince köylüler konuyu yargıya taşımış, yargı ise köylüleri haklı bularak alana girişlerinin engellenemeyeceğine hükmetmişti. Yetkililer ise yargı kararına rağmen keçilerin ‘turistleri rahatsız etmemesi için’ aslında mera olan, ancak bugün içerisinde otel ve benzeri tesislerin yer aldığı Davraz Dağı’nın bir bölümünü telle çevirme kararı aldı.