Bir yanda insan faaliyetlerinin neden olduğu çevre kirliliği ve iklim krizi, sağlıklı gıda üretimini tehdit ediyor; diğer yanda kimyasallara, yoğun üretime ve kıtalar arası gıda alışverişine sırtını dayamış endüstriyel tarım sistemi, çevre kirliliği ve iklim krizini tetikliyor. Yerel, küçük ölçekli, sürdürülebilir, adil, katılımcı ve dayanışmacı gıda sistemleriyse hem doğal varlıkların sürdürülebilirliğini destekliyor hem de gıda israfını önlüyor. ETC Group’un “Bizi Kim Doyuracak” araştırması gösteriyor ki küçük çiftçiler dünyadaki gıdanın yüzde 70’ini üretiyor. Buna karşın kaynakların sadece yüzde 25’ini kullanıyor. Endüstriyel gıda üreticileri ise kaynakların yüzde 75’ini kullanıp, gıdanın yüzde 30’undan azını üretiyor.

Türkiye İsraf Raporu’na (2018) göre, satın alınan gıdaların neredeyse çeyreği tüketilmeden çöpe atılıyor. Bir yılda 49 milyon ton meyve heba olan Türkiye’de yılda israf edilen gıda miktarı ise 26 milyon ton. Bunun parasal karşılığı 214 milyar lira, çevresel maliyeti ise bilinmiyor.

Salgından önce FAO tarafından yaptırılan araştırmalar, Sahra Altı Afrika'da meyve ve sebzeler için tarla içi kayıpların yüzde 50'ye kadar çıktığını tahmin ediyor; bu, dünyadaki en yüksek oran. Tahıllar ve bakliyat için, tarla içi kayıplar yüzde 18'e kadar çıkıyor ve bu, Asya'nın bazı bölgelerindekiler ile birlikte dünyadaki en yüksek seviye.

16 Ekim Dünya Gıda Günü: Çözüm Dayanışma

Bu yıl Gıda Günü temasını "Büyütelim, Besleyelim; Hep Birlikte Sürdürelim" olarak belirleyen Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) kirleten ve yok eden, sürdürülemez sistemler yerine doğanın döngüleri ile uyumlu, herkes için sağlıklı ve erişilebilir gıda üretiminin sürdürülebilirliğini esas alan agroekolojik yöntemleri destekliyor, dayanışma ve işbirliğinin önemine dikkat çekiyor. Bu birliktelik; kentli ve köylünün, tüketici ile üreticinin birbirinden uzaklaşmasına neden olarak gıda krizinin derinleşmesine yol açan endüstriyel gıda sistemlerinin yerine; yerel üretim-yerel tüketim ile üretici-tüketici dayanışmasını koyuyor. Ancak bunun sağlanabilmesinin önündeki başlıca engellerden biri, tarım ve gıda sistemlerinin bütüncül bir değerlendirmeyle ele alınmaması.

Buğday Derneği ile Dört Mevsim Ekolojik Yaşam Derneği’nin Ankara, Güdül’de yürüttüğü ”Gıda Topluluklarıyla Agroekolojik Dönüşüm” projesinin yürütücüsü Ceyhan Temürcü, salgın döneminde küçük üreticilerin çevrelerindeki toplulukları taze, sağlıklı, besleyici gıdalarla doyurmaya devam ettiklerini ve daha geniş kitlelerle doğrudan bağlantı kurmak için yaratıcı çözümler bulduklarını söylüyor: “Dahil olduğumuz katılımcı güvence sisteminde (Doğal Besin, Bilinçli Beslenme Ağı) yer alan bazı üreticiler, ihtiyacı olan herkes için ücretsiz gıda bile sundular. Birçok kooperatif ve gıda topluluğu sağlık önlemlerine uygun olarak gıda dağıtmaya devam etti. Topluluk destekli tarım grupları ve üretici örgütleri, salgına karşı güvenli yöntemleriyle, her zamankinden daha aktif şekilde faaliyet gösterdiler. İnsanlar, en kırılgan durumdakiler için dayanışma fonları oluşturmak üzere örgütlendiler. Çiftçiler ve sorumlu tüketiciler, toplumlarımız için bir güç kaynağı olduklarını ve kendilerine alan açıldığında çözümlerini daha da yaygınlaştırabileceklerini kanıtladılar.”