Akdeniz’in denizel biyolojik çeşitliliğinin ve kirliliğe karşı korunmasını amaçlayan Barselona Sözleşmesi’ne taraf olan ülkeler sözlerini tutmadı. WWF’in (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) “2020 Öncesi Akdeniz Ülkelerinin Denizlerini Koruma Karneleri” başlıklı son raporuna göre, Akdeniz ülkeleri, denizlerinin yüzde 10’unu koruma altına alma ve bölgedeki denizel biyolojik çeşitlilik kaybını durdurma konusunda başarısız oldu.

Akdeniz Korunmuyor! 1

fotoğraf: G.Rigoutsos / WWF-Yunanistan

Hemen hemen bütün Akdeniz ülkelerinin deniz koruma ağı oluşturma konusundaki yetersizliklerinin vurgulandığı raporda, söz konusu ağın yaratılması durumunda balıkçılık, su ürünleri üretimi ve turizm gibi yollarla yılda 5.6 trilyon dolarlık gelir üretecek bir denizel kaynak yaratacağı öngörülüyor. Oysa bugün Akdeniz’in sadece 1.27’si etkin bir şekilde korunuyor. Korunan yerler de ağırlıklı olarak Akdeniz’in kuzeyinde yer alıyor.

Üstelik, biyolojik çeşitliliği koruma konusundaki yetersizlikler Akdeniz’i her türlü tehdide ve iklim krizinin etkilerine karşı savunmasız hale getiriyor. Zira, Akdeniz petrol ve doğal faz faaliyetlerinin de baskısı altında.

Karneler Kötü

Rapor, büyük bir bölümü kağıt üzerinde kalan deniz koruma alanlarından, iyi yönetilen alanlara kadar bütün Akdeniz ülkelerinin deniz koruma karnesini gözler önüne seriyor.

- Hırvatistan, İtalya, Yunanistan, Slovenya ve İspanya, korunacak deniz alanlarının önemli bir bölümünü belirledi; ancak yeterli koruma önlemlerine sahip deniz koruma alanları birkaç küçük yerle sınırlı veya Akdeniz’in zengin biyolojik çeşitliliğini korumak için yetersiz.

- Arnavutluk, Cezayir, Kıbrıs, İsrail, Fas, Karadağ, Slovenya ve Türkiye gibi ülkelerdeki çalışmalar birkaç küçük deniz koruma alanıyla sınırlı.

- Mısır, Lübnan, Libya, Suriye, Tunus ve Monako’da ise, koruma altında olduğu öne sürülen alanlar onaylanmış ya da uygulama altında olan bir yönetim veya izleme planına sahip değil.

Sonuç olarak; Akdeniz’in sadece yüzde 0,03’ü güçlü Deniz Koruma Alanlarıyla tam koruma altında.

Akdeniz Korunmuyor! 2

fotoğraf: Zafer Kızılkaya / Türkiye

Türkiye’de Neler Oluyor?

Türkiye’de de durum çok parlak değil. Bugün Türkiye’de farklı statülerde (ÖÇKB, milli park, tabiat parkı, vb) koruma altında olan ve farklı bakanlıklarca yönetilen yaklaşık 32 deniz ve kıyı alanı bulunuyor. Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürlüğü’nce yönetilen toplam 18 ÖÇK (özel çevre koruma) Bölgesinin 12’si, yaklaşık 17.575,79 km² deniz ve kıyı alanını kapsamakta. Türkiye karasularının da yaklaşık yüzde 4'ü yasal koruma alanı statüsüne sahip.

Türkiye’deki deniz – kıyı koruma alanlarının oranı uluslararası sözleşmelerle belirlenen hedeflerden uzak. Dahası, mevcut korunan alanların neredeyse tamamı Ege ve Akdeniz kıyılarında bulunuyor; Karadeniz ve Marmara’da yok. Mevcut alanlardan birkaçı (Kaş-Kekova, Foça, Saros, Gökova) yönetim ve izleme planına sahip; birçoğu etkin koruma ve yönetim için gerekli yerel idari yönetim birimlerinden ve yerel paydaş katılımından yoksun.

Akdeniz Korunmuyor! 3

fotoğraf: Sergio Rossi / Menorca Kanalı Koruma Alanı

“Akdeniz’in Yüzde 30’u Korunmalı”

Barselona Sözleşmesi’ne taraf olan Akdeniz ülkeleri, denizlerin korunması konusunda kat ettikleri yolu masaya yatırmak üzere İtalya’nın Napoli kentinde bir araya geldi. Toplantılarda hükümetlerin, denizel biyolojik çeşitlilik kaybını durdurmak ve mevcut kayıpları geri kazanabilmek için 2020 sonrasına yönelik yeni eylem planları üzerinde anlaşma sağlamaları bekleniyor. WWF, iklim değişikliği ve insan baskısı gibi nedenlerle tehdit altında bulunan deniz canlılarını ve denizel habitatları korumak için gerekli yatırımları yapma ve kaynakları artırma çağrısında bulunuyor.

Barselona Sözleşmesi’nin Akdeniz ülkeleri için büyük bir fırsat sunduğunu belirten WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Sedat Kalem, gelinen noktada radikal bir değişime ihtiyaç olduğunu vurguluyor: “Akdeniz ülkelerinin liderleri, denizlerdeki biyolojik değerlerin korunmasını ve deniz ekosistemlerinin sürdürülebilirliğini birinci öncelik haline getirmeli ve 2030 yılına kadar Akdeniz'in en az yüzde 30'unu etkin bir şekilde korumayı taahhüt etmeli.”

WWF-Türkiye’den Yaprak Arda ve Eray Çağlayan, Magma’nın 47. sayısına konuk olmuş, sivil toplum kuruluşlarının deniz koruma alanı konusundaki rolünü anlatmıştı. “Denizlerin Dostları” söyleşisine Turkcell Dergilik üzerinden ulaşabilirsiniz.

Akdeniz Korunmuyor! 4