Buğday Derneği Koordinasyon Kurulu üyesi Güneşin Aydemir, Magma’nın 49. sayısına yazdığı “Gıdalara Güvenmek, Peki Ama Nasıl?” başlıklı yazısında şöyle diyordu: “Bize ulaştırılan ürünler hiç tanımadığımız, asla bilmediğimiz kişiler tarafından, hiç gitmediğimiz yerlerde, bilmediğimiz girdilerle ve ayrıntısına hâkim olmadığımız yöntemlerle üretiliyor. Bize ulaştırılıyor diyorum çünkü burada tüketici olan bizler tamamen pasif konumdayız. Beden sağlığımızın çok önemli ve zaruri bileşeni olan gıdalar üzerinde neredeyse hiç etkimiz, zaten yetkimiz ve ne yazık ki hakkımız yok. Bir şeylere maruz kalıyoruz.”

Peki, nelere maruz kalıyoruz? Gıda yerine aslında ne yiyoruz? Bir gıda ürünü, üretimden sofraya gelene kadar hangi süreçlerden geçiyor? Zira, endüstriyel gıda üretiminde kullanılan yöntemler hem gıda güvenliğini tehdit ediyor hem de gıdanın tekelleşmesine yol açıyor. Bunların sonucundaysa soframıza gelen besin değeri düşük ürünlerin sayısı artıyor. Öte yandan endüstriyel tarım, bir yandan iklim krizini de tetiklerken diğer bir yandan çiftçinin köleleşmesine ve verimli arazilerin giderek daha da bozulmasına neden oluyor.

Adil, yerel, temiz ve doğaya saygılı üretim ve tüketim yaklaşımı ile gıda güvenliği alanında çalışan 19 sivil girişim, bu soruna çözüm bulmak amacıyla 4. Gıda Toplulukları ve Kooperatifleri Çalıştayı’nda buluşuyor. Çalıştay, 29 Aralık’ta İstanbul’da Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenecek.

Üreticiler ve türeticileri bir araya getiren çalıştayda, gıdaya erişimdeki radikal yöntemler, yerel yönetimler ve gıda toplulukları arasındaki iş birliği, gıdaya erişimde katılımcılık modelleri ile endüstriyel üretimin iklim krizindeki rolünü ele alınacak.