Arkamızdan koşan iri hayvanın ayak seslerini duyuyorduk. Dalların arasında ilerleyen dev gölgelerin hışırtıyla ezdikleri meşe, defne ve funda yapraklarının rayihası burnuma kadar ulaşıyordu. Sürünün lideri dişli öne atıldı ve kendini boğazın serin sularına bırakıp ve karşı kıyıya doğru yüzmeye başladı. Şafak söküyor, karşı kıyıda yükselen tepeler aydınlanıyordu. Suya atladım ve ilk gez güçlü akıntıyı vücudumda hissettim. Beni Güney’e sürüklüyordu, ben ise diğerleri gibi gelen dalgaları sırayla, dik karşılamaya çalışıyordum.

Sabaha karşı deniz süt liman olur, oysa o gün hava oldukça rüzgarlı ve hırçındı. Üstüme doğru ısrarla yükselen beyaz köpükler gözlerimi, kulaklarımı ve geniş burun deliklerimi kaplamaya başladılar. Poyraz sertleştikçe, tuzlu su genzime doluyordu, yüzümü yukarıda tutmakta zorlanıyordum, toynaklarımda derman kalmamıştı. Son günlerde diğerleri kadar iyi beslenmemiştim sürünün lideri dişli ve baskın dişiler otun, mantarın, meyvenin en bereketli olduğu yeri bilir, tecrübeleriyle önceden kaparlardı. İri cüsseleriyle beni iteler çöpün, leşin en güzel yerini mideye indirirlerdi. Yavruyken annem daha şefkatliydi, payını benimle paylaşır beni emzirirdi ama aylar geçip serpildikçe onun ilgisi de azalmaya başlamıştı. Son birkaç aydır bir lokma için sürüdeki herkesle rekabet etmek, besin kıtlığında ise sıramı beklemek zorundayım. Ormandaki bölgemiz her gün daralıyordu, bu şartlar altında en zayıf olmak kaderimdi.

Dalgalara karşı epey mücadele verdim ama baktım ki sürünün kalanı ufukta belli belirsiz gölgelerden oluşuyor. Karadeniz’in Marmara’ya akan yüzey suları beni sürüklemeye başladı, önümde yükselen devasa beton direklere baktım. Üstlerinde kırmızı ışık yanıyor, arkalarında uzanan yollar ormanı vicdandan yoksun bir tanrının kuraklık ve ölüm getiren dev kılıcı gibi ikiye bölüyordu. Her geçen gün Belgrad ormanında gürültü artmış ve yakınlaşmıştı. Eskiden dinlenerek geçirdiğimiz öğle vakitlerini artık sesten insandan ve diğer domuz gruplarından kaçarak geçiyorduk. Huzurlu cennetimiz, meşelerin ve kayınların gölgesinde yaşadığımız orman, bir kaç ay zarfında her çalının arkasında bir musibetin pusuya yattığı, tuzaklarla bezenmiş bir labirente evrilmişti.

Işık huzmeleriyle süslü bir geçiş hatırlıyorum, karada kendime geldim. Zorlukla kayalardan mavi beyaz bir betona tırmandım, her taraf insan kokuyordu. Bu iyi bir işaret olamazdı. Gökyüzüne baktım, güneş oldukça yükselmişti. Girecek gölge bir köşe aradım, o sırada çığlıklar ve koşuşan ayak sesleri duydum. İlk gördüğüm kuytuya saklandım, iri vücudumun ancak bir kısmı gizlenebiliyordum. Biraz dinlendim, birileri yavaş adımlarla bana doğru yaklaşıyordu. Hemen arkamı döndüm, dönerken bir acı hissettim ve sinirle öne atıldım, birkaç iğne daha battı. Bacaklarım vücudumu taşıyamadı, zafer kutlamaları eşliğinde boylu boyunca uzandım.  

Meşe ve çam ağaçları arasında gözlerimi açtım. Pikaplarında beni izleyen insanlar vardı, her yanım onlar gibi kokuyordu. Kendimi zorlukla kaldırdım, gördüğüm ilk boşluğa doğru koştum, kapalı bitki örtüsü içerisinde bitap düşene kadar ilerledim. Akşam meltemi beni uyandırdı ama çok açtım, uzaktan mangalda pişen et kokuları geliyordu, ama dikkatli olmam lazımdı, köpekler her yeri işaretlemişti. Orman içerisinde yabancı bir domuz ailesi de bu bölgeyi seçmişti. Güç kazanmak için yemek yemeliydim, evlere yaklaşmaya çalıştım. Geniş bahçeli ahşap kaplı beton binalarda insanlar, eğleniyor, bol bol gürültü yapıyorlardı. Köşede çöp tenekesini gördüm, burnumla karıştırıp çürük bir elma buldum, hemen ardından mısır koçanı ve karpuz kabukları… Tam ziyafet derken rüzgarın estiği yönün tersinden bir domuz sürüsü çıktı ve beni kovalamaya başladı. Liderleri oldukça iriydi, hiç şansım yoktu kalan gücümle koşmaya başladım.

Neyse ki peşimi bıraktı. İstim üstünde ilerlemeye devam ettim, kah bahçe çitlerinin dibinde havlayarak gelen köpekleri atlatıyor, kah yolu hızla aydınlatmaya başlayan araba farlarından saklanıyordum. Asfalt boyunca ilerledim ama her yan başka bir olası saldırganın izleriyle kaplıydı. Belli ki burada bana hayat yoktu. Hava aydınlanmaya başladı, işte doğu yolun karşısındaydı. Ailem de doğuya gitmişti. Belki bir ihtimal onları bulurdum yaban ellerde taciz edilmeden onların gücü ve birliğiyle yeniden yeni bir diyarda hayatıma devam edebilirdim.

Yola çıkıp umutla karşıya koşmaya başladım. Aniden karşılaştığım göz alıcı ışık beni hipnotize etti, dondum kaldım. Son hatırladıklarım; kulakları sağır eden lastik sesleri, omurgama aldığım darbe, metalin betona sürterken çıkardığı ve benimkini bile bastıran son çığlık.

Ertesi gün insanların dünyasında meşhur olmuşum, “Polonezköy’de aniden yola çıkan domuza çarpan kamyon karşı şeride geçerek devrildi. Kazanın sabahın erken saatlerinde gerçekleşmesi sayesinde faciadan dönüldü.”