Yeryüzünün doğusunda, üç farklı yerde yaşayan üç kral, birbirinden habersiz, kayan yıldızın peşinden yollara düşer. Meryem, eşi Yusuf ve bebek İsa’yı bulduklarında, tanrının oğluna olan bağlılıklarını göstermek için birbirinden nadide hediyeler sunar.

Rönesans resim sanatında yoğun olarak işlenen müneccim kralların tapınması teması işte bu hikâyeden doğmuş. Andrea Mantegna’nın Müneccim Kralların Tapınması adlı tablosu, Rönesans döneminde aynı adlı temayı görsel bir şölenle sunan en çarpıcı örneklerdendir. Eserde Avrupa’yı temsil eden yaşlı Gaspar, İsa’nın yeryüzünün kralı olduğunu simgeleyen farklı ebatlardaki altınları, nadir bulunan, gizemli bir Çin porseleni içinde sunar. Asya’yı ve bir teoriye göre Osmanlı’nın Cem Sultan’ını temsil eden orta yaşlı Melkior, Türk topraklarından geldiğine inanılan turuncu-kırmızı renkte, İsa’nın azizliğinin sembolü olan bir buhurdanlık getirmiştir. Afrika’yı temsil eden genç, siyahi Baltazar ise İsa’nın ölümünün ardından mumyalanacağının habercisi, bir tür ağaç sakızı olan mürü, akik taşından yapılmış özel bir kap içinde taşır. Mantegna’nın üç kralla Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarını kişileştirmesi ve kralların farklı yaş gruplarından olması, tüm insanlığı temsil etmelerindendir. İşte bu yüzden sundukları hediyeler, dünya üzerindeki farklı kültürlerin eşi benzeri olmayan bütünleyici yansımalarıdır, kurtarılmış bir bütün olması ümit edilen insanlığı anımsatırcasına...