Alp-Himalaya dağ sisteminin bir parçası olan Türkiye’nin yüksek rakımlı bölgeleri son 2,5 milyon yıllık dönemde birçok kez buzullarla kaplandı. Günümüzde bu buzulların büyük kısmı hızla erirken, dağların korunaklı yerlerinde bazı kalıntı buzullar hâlâ varlığını sürdürüyor. Tamamen erimiş olan alanlarda ise buzulların bıraktığı izler hâlâ belirginliğini koruyor. Bu izlerden yola çıkarak yaptığımız ön çalışmalara göre, Son Buzul Çağı’nın en şiddetli döneminde Türkiye’nin yaklaşık 2.000 kilometrekarelik alanı buzullarla kaplıydı diyebiliriz. Son Buzul Çağı Maksimumunda Türkiye yüzölçümünün %0,24’ü buzullarla kaplanmış olmasına rağmen, buzullaşma miktarı orta kuşakta yer alan bir ülke için önemli sayılabilecek bir orana ve etkiye sahip. Her ne kadar ülkemizde iklim değişikliğine bağlı olarak buzullar hızlı bir erime sürecine girse de hâlâ yüksek dağlarımızın güneş ışınlarından korunan kuytuluklarında irili ufaklı buzulları görmek mümkün. Randolph Buzul Envanteri’ne (RGI) göre Türkiye’deki güncel buzulların alanı 13 kilometrekare.
Geçmişteki iklim değişikliklerini anlamak, insanlığın gelecekteki çevresel değişiklikleri öngörmesi ve gerekli önlemleri alabilmesi için büyük önem taşıyor. Günümüzden 2,5 milyon yıl önce başlamış olan Kuvaterner Dönem’de yaşanan ikim dalgalanmaları, buzul çağlarını başlatarak yerküreyi ve canlı yaşamını şekillendirdi. İnsanlar da bu süreçte doğal çevrenin şekillenmesinde rol oynadı. Günümüzde etkisi artan iklim değişikliğinin nedenlerini araştırmada hem güncel hem de eski buzullar eşsiz birer veri kaynağı sunuyor. Türkiye’de tarihi eskilere uzanan buzul araştırmaları bilim dünyasında her zaman ilgi odağı olmayı sürdürüyor.
Türkiye’nin buzul envanterinin büyük ölçüde tamamlandığı düşünülse de, literatürde henüz kayıt altına alınmamış farklı boyutlarda buzul alanları bulunuyor. Anadolu’daki güncel ve eski buzullara yönelik morfometrik (biçim ölçüm) analizler ise şimdiye kadar sınırlı sayıda çalışmada ele alınabildi. Bu kapsamda Türkiye’deki buzul mirasını daha kapsamlı bir şekilde belgelemek amacıyla, TÜBİTAK 1001 programı kapsamında “Türkiye’nin Güncel ve Eski Buzullarının Morfometrisi” başlıklı projeyi 2023 yılından itibaren yürütmeye başladık. Projede, arazi çalışmalarını, uydu görüntülerini ve insansız hava aracı (İHA) verilerini bir arada kullanarak buzulların ve onların jeomorfolojik izlerinin detaylı haritalamasını yapıyoruz. Ayrıca, buzul çanaklarının (sirk) morfometrisi ve üç boyutlu buzul modelleri (buzul rekonstrüksiyonu) gibi jeomorfometrik analizlerle, geçmiş iklim koşullarına ilişkin paleoiklimsel veriler elde etmeyi hedefliyoruz. Halen devam eden proje kapsamında birkaç güncel buzulu keşfettik ve çok sayıda eski buzul sahasını tespit ederek Türkiye’nin buzul envanterine önemli katkılarda bulunduk.
KÜÇÜLENLER, YOK OLANLAR
Türkiye’deki buzullar, başlıca Doğu Karadeniz Dağları, Hakkari’deki Buzul (Cilo) ve İkiyaka (Sat) Dağları ile Ağrı Dağı’nda yoğunlaşıyor. Bunların yanı sıra Orta Toroslar, Munzur Dağları gibi kıvrımlı dağlar ve Erciyes ile Süphan gibi yüksek volkanik zirvelerde de buzul kalıntılarına rastlanıyor. Sirk buzulları (buzul çanakları) ve vadi buzulları en yaygın tipler olup, Ağrı Dağı’nda ülkemizin tek “takke buzulu” (zirveyi örten buzul) bulunuyor.

Doğu Karadeniz Dağları’nın en yüksek dağı olan 3932 metre rakımlı Kaçkar Dağı’ndaki buzullar, iklim değişikliğinin etkisiyle hızla geri çekiliyor. Aynı noktadan 2005 (üstte sağda) ve 2023 (üstte solda) yıllarında çekilen bu iki fotoğraf, 18 yıl gibi kısa bir sürede buzul örtüsündeki çarpıcı azalmayı belgeliyor.
Ne yazık ki, küresel ısınmanın etkisiyle hızla küçülen buzullarımızdan birkaçı daha yok olma aşamasında. Erciyes ve Karagöl Dağları’nda birkaç yıl içinde buzul varlığından bahsetmemiz mümkün görünmüyor. Randolph Buzul Envanteri’ne (RGI 7.0) göre Erciyes buzulunun alanı 0,87 kilometrekare olarak ölçüldü.

Munzur Dağları’nda yer alan Şahintaşı Buzulu’nun varlığı 2015’te proje ekibi tarafından doğrulandı. Buzulun üzerindeki bantlar farklı yıllara ait birikimi yansıtıyor.
Diğer buzullarımız da hızlı bir erime süreciyle karşı karşıya. Hakkari’deki Buzul (Cilo) Dağları’ndaki buzullardan 4.135 metredeki Meydan (Uludoruk/ Reşko) Tepesi’nin batısında, kuzey bakılı alanlarda gelişen Suppa Durak (Erinç) ve Orta Uludoruk buzulları, bölgenin en önemli buzul varlıklarını oluşturuyor. Ancak Orta Uludoruk Buzulu’nda 2009 yılında 340 bin metrekare olan alan, bugün 240 bine kadar geriledi. Buzulun uzunluğu da 1937’de 4 kilometreyken 1948’de 1,6’ya; 2009’da 0,9 kilometreyken 2024’te 0,8 kilometreye kadar düştü. İHA ve uydu görüntülerinin karşılaştırmalı analizleri, son 15 yılda buzul alanının %29 küçüldüğünü ve 100 metre kadar kısaldığını gösteriyor. Küresel ısınmanın etkilerinin artarak devam etmesi durumunda bu buzulun yaklaşık 50 yıl içerisinde tamamen ortadan kalkacağı tahmin ediliyor.

Türkiye’nin önemli buzullarından biri de Buzul (Cilo) Dağları’nın kuzey yamacındaki Orta Uludoruk buzullarıdır. Küresel ısınmanın etkilerinin artarak devam etmesi durumunda bu buzulun yaklaşık 50 yıl içerisinde tamamen ortadan kalkacağı öngörülüyor.
Ülkemizdeki en büyük buzul alanına sahip Ağrı Dağı buzulları da takke buzulu özelliğini kaybederek bir sirk ve vadi buzuluna dönüşmek üzere. RGI’nın son ölçüm sürümüne göre Ağrı Dağı buzulunun alanı 6,1 kilometrekareydi. Arazi çalışmalarımız ve uzaktan algılama analizlerimize göre, takke buzulunun alanı 4,89 kilometrekare, vadi buzullarının 0,62 kilometrekare ve döküntü örtülü buzulların ise 2,24 kilometrekare olduğunu tespit ettik. Yıllık kar yağış miktarının oldukça yüksek olduğu Kaçkar Dağları’ndaki buzullarda bile hızlı bir erime süreci gözlemleniyor.

Türkiye’nin en sıcak bölgelerinden Toros Dağları’nda yer alan Geyik Dağ Buzulu’nun varlığı proje ekibi tarafından 2023 yılında doğrulandı. Ancak 2010’dan bu yana alanlarının yarısından fazlasını kaybeden buzulların, küresel ısınma nedeniyle önümüzdeki beş yıl içinde tamamen yok olması bekleniyor.
Türkiye’nin farklı dağ silsilelerinde kalan bu son buzullar, yalnızca doğal mirasımızı oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda bölgesel su döngüsü ve ekosistem dengeleri için de hayati önem taşıyor. Bu değerli mirası görünür kılmak amacıyla, projemiz kapsamında web Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) tabanlı olarak geliştirilmeye devam eden “Türkiye Buzul Atlası”, ülkemizdeki tüm buzul alanlarını güncel ve etkileşimli haritalarla sunuyor. Atlas, bilimcilerin ve doğa meraklılarının buzulların mevcut durumunu inceleyebileceği ve gelecekteki değişimleri takip edebileceği önemli bir başvuru kaynağı.

Anadolu’nun coğrafyasındaki buzul varlığı, 13 farklı yüksek dağda yoğunlaşmıştır ve yapılan ölçümlere göre bu buzulların toplam kapladığı alan yaklaşık 13 kilometrekaredir.
BUZULLAR NASIL OLUŞUR?
Buzullar, yüksek enlemlerdeki kutup bölgelerinde ve yüksek rakımlı dağlık alanlarda oluşur. Bu bölgelerde sıcaklık ve yağışın bileşkesi olarak, yıllık kar yağışı miktarının (ağırlıklı olarak soğuk ve nemli mevsimde) yıllık erime miktarından (genellikle sıcak ve kuru mevsimde) daha fazla olmasıyla buzullar gelişir. Bu koşullar altında, üst üste birbirini takip eden yıllık kar tabakaları gelişir, bu tabakaların ağırlığından kaynaklanan basınç, alttaki (derindeki) kar tabakalarının yapısını ve yoğunluğunu değişime zorlar. Önce firn (geçiş buzu) veya névé buzu adı verilen ara form oluşur; zamanla hava boşlukları tamamen kapanır ve yoğun buzul buzuna dönüşür. Antarktika’daki gibi devasa buz tabakalarından, dağ yamaçlarındaki küçük sirk buzullarına kadar boyut ve şekillerine göre buzullar büyük bir çeşitlilik gösterir.

Kumbu Buzulu, Nepal / Fotoğraf: Deniz Uludağ
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE BUZULLAR
Dünya’nın 4,6 milyar yıllık jeolojik geçmişi boyunca iklim koşulları sabit değildi, sürekli bir değişim içindeydi. Bu değişimler, milyonlarca yıllık döngülerden binlerce yıllık salınımlara kadar farklı zaman ölçeklerinde gerçekleşti. Bu süreçte sıcak dönemler (buzul arası çağlar) ile soğuk dönemler (buzul çağları) birbirini izledi. İklimdeki bu dalgalanmalara kıtaların yer değiştirmesi, atmosferdeki karbondioksit seviyesi, volkanik patlamalar, Güneş radyasyonundaki değişimler, göktaşı çarpmaları ve Dünya’nın yörünge ve eksen eğikliğindeki değişiklikler gibi doğal süreçler neden oldu.
İklim değişikliğinin en belirgin yaşandığı dönemlerden biri, günümüzden yaklaşık 2,58 milyon yıl önce başlayan ve 11.700 yıl öncesine kadar süren Kuvaterner’in büyük bölümünü kapsayan halk dilinde Buz Devri olarak da bilinen Pleyistosen Çağı’dır. Bu dönem, tekrarlayan buzul ve buzul arası dönemleriyle karakterize edilir. Son buzul çağının en şiddetli evresi olan Son Buzul Maksimumu yaklaşık 20-22 bin yıl önce yaşanmış ve bu dönemde yeryüzünün yaklaşık dörtte biri buzullarla kaplanmıştır. Günümüzde ise bu oran onda bire gerilemiştir.
ERİYEN BUZULLARIN KÜRESEL ETKİLERİ
Dünyadaki tatlı suyun yaklaşık %68,7’si buzullar ve buz örtülerinde depolanıyor ve bu buzul suyunun %99’undan fazlası Antarktika ve Grönland’da bulunuyor. Buzullar, yaklaşık iki milyar insanın içme suyu, tarım ve enerji ihtiyacı için doğrudan bağımlı olduğu hayati bir kaynak. Eriyen buzul suları da taşıdıkları minerallerle tatlı su ve deniz ekosistemlerindeki besin zincirinin temelini oluşturuyor; akarsu habitatlarını destekleyerek balıkçılık ve yaban hayatı için kritik bir rol üstleniyor. Örneğin yaz aylarında Amu Derya Nehri’nin debisinin önemli bir kısmı buzulların erimesine bağlıdır. Ancak, küresel ısınma nedeniyle buzullar her zamankinden daha hızlı eriyor. 2023 yılında buzullarda son 50 yılın en yüksek kütle kaybı (600 gigatonun üzerinde) kaydedildi. Bu hızlı erime, su döngüsünü bozarak sel, kuraklık ve heyelan gibi aşırı olayları tetiklemekte; milyarlarca insanın su teminini tehdit etmekte ve ekosistemler üzerinde geri dönüşü zor riskler oluşturmaktadır.
Buzul erimesinin en ciddi küresel sonuçlarından biri de deniz seviyesinin yükselmesi. Buzulların erimesi, deniz seviyesinin 1900 yılına kıyasla yaklaşık 20 santimetre artmasına önemli ölçüde katkısı var. Eğer kara buzullarının tamamı erirse, deniz seviyesinin yaklaşık 70 metre yükselebileceği tahmin edilmektedir.
Birleşmiş Milletler de buzulların önemini vurgulamak ve buzullara bağımlı olanların ve kriyosferik süreçlerden etkilenenlerin gerekli hidrolojik, meteorolojik ve iklimsel hizmetleri almasını sağlamak amacıyla 2025’i Uluslararası Buzulların Korunması Yılı olarak ilan etti. Bu çabalar, dağlık bölgelerin küresel tatlı su ve ekosistem hizmetlerinin temel kaynağı olarak oynadığı kritik rolün altını çiziyor.
Buzul Atlası Ekibi
Prof. Dr. Cihan Bayrakdar; İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Fiziki Coğrafya Ana Bilim Dalı
Doç. Dr. Zeynel Çılğın; Munzur Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Fiziki Coğrafya Ana Bilim Dalı
Doç. Dr. Ergin Canpolat; Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Fiziki Coğrafya Ana Bilim Dalı
Doç. Dr. M. Fatih Döker; Sakarya Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Beşerî Coğrafya Ana Bilim Dalı
Dr. Öğr. Ferhat Keserci; Ardahan Üniversitesi, İnsan Bilimleri ve Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Türkiye Coğrafyası Ana Bilim Dalı
Arş. Görv. Onur Halis; İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Fiziki Coğrafya Ana Bilim Dalı
Mahsum Bozdoğan, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Coğrafya Ana Bilim Dalı
Fatih Darıcı; İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Coğrafya Ana Bilim Dalı
Onur Yasan; İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Coğrafya Ana Bilim Dalı
Ian. S. Evans; Durham Üniversitesi, Coğrafya Bölümü