Türkiye’nin orman varlığı ne durumda? Türkiye’de Tabiat Parkı ve Milli Park sayılarının Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde arttığı, korunan alanların yüzölçümünün genişlediği söyleniyor. Buna itiraz edenler de var. Hangi bilgi doğru?

Orman Genel Müdürlüğü’nün 2017 yılı kayıtlarına göre Türkiye’deki orman alanı 22 milyon 342 bin hektarla ülke yüzölçümünün yüzde 28,7’sini kaplıyor. Türkiye ormanları yüzde olarak dünya ortalamasından (yüzde 30,6) düşük olsa da biyolojik çeşitlilik açısından oldukça zengin. Resmi verilere göre ülke ormanları son 30 yıl içinde artış eğiliminde. Bu artışın tek nedeni iktidarın iddia ettiği gibi dönemlerinde yapılan ağaçlandırmalar değil. İktidar aslında ağaçlandırma olarak kabul edilmeyen, zaten orman alanları içinde yapılan “rehabilitasyon” çalışmalarını, ağaçlandırma çalışmasıymış gibi göstererek ağaçlandırılan alan miktarını şişiriyor. Türkiye’de orman alanı miktarında yaşanan artış; yapılan ağaçlandırmalardan çok, 1970’li yıllardan beri süregelen köyden kente göç nedeniyle kırsal alanlarda ormanlar üzerindeki baskının azalması sonucu daha önceden ormandan açılmış tarım alanlarının kendiliğinden ormana dönüşmüş olması, kadastro çalışmaları sonucu yapılan yeni tespitler vb. nedenlerden kaynaklanıyor. Ayrıca il bazında yaptığımız yeni bir çalışmaya göre; ülkemizde 2005 ile 2015 yılları arasında 60 ilin orman alanı artmış, 2’si değişmemiş, 19’unda ise orman alanı azalmıştır. Ormanı artan illerin göç veren iller olduğu, ormanı azalan illerin ise İstanbul ve Kocaeli gibi yoğun göç alan sanayileşmiş ve aşırı kentleşmiş iller olduğu, örneğin Marmara Bölgesi’nde sadece üç ilde ormanların arttığı, geri kalan illerde ormanların azaldığı tespit edilmiştir. Bu nedenle ülke ormanlarının azalma riski taşıdığı söylenebilir.

Korunan alan sayısının arttığını da söyleyemeyiz. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilk 13 yıllık dönemi, kendisinden önceki 13 yıllık dönemle karşılaştırıldığında korunan alanlarda kayda değer bir artış olmadığı, aksine korunan alanların nitelik bakımından zarar gördüğü ortaya çıktı. Tabiat parklarında sayısal anlamda kayda değer bir artış görülüyor. Fakat, bunun nedeni 2011 yılında 138 rekreasyon alanının bir gün içinde tabiat parkına çevrilmiş olması. Bu değişiklikten sonra tabiat parkları korumadan çok, kullanım amacıyla yönetilmeye başlandı. Hızla sayısı artırılan tabiat parkları ve kent ormanları içinde kurulan kafe-lokanta, kır gazinosu, konaklama, at binme vb. tesislerle belli çevrelere önemli rantlar sağlandı.

Ormanlar Yanarken 1

Korunan alanların üzerindeki baskı giderek artıyor. Bu alanlarda kayda değer artış olmadığı gibi aksine nitelik bakımından kayıplar mevcut. Fotoğraf: Ersin Demirel

"Ülkemizde aslında azalmakta olan orman alanları sanki artıyormuş gibi bir yanılgı oluşmakta."

Türkiye’de hangi sektörler ormanlara daha fazla zarar veriyor? Ekonomik faaliyetlerle doğa korumayı beraber götürmek mümkün mü?

Bizdeki uygulamalarla çok zor. Ormancılık bütün diğer sektörlere girdi sağlayan bir sektör. İnşaat sektöründeki maliyetleri düşürmek için ormanlar; konut veya sanayi alanı (2B), mermer, mıcır, çimento, alçı, kalker vb. hammadde kaynağı ve inşaat artıkları (hafriyat) depolama alanı olarak kullanılıyor. Ormanlar enerji sektörü için termik santral, nükleer santral, HES inşaat ve atık depolama alanı, enerji nakil hattı olabiliyor. Eğitim ve turizm sektörü için yapılan tahsislerle, İstanbul, Akdeniz ve Ege kıyıları yağmalandı. Bunlar içinde en büyük zarar madencilik sektörü için yapılan orman tahsisleridir. 2004 yılında Maden Kanunu’nda yapılan değişikliklerden sonra madencilik amaçlı tahsislerin ve tahsis edilen alanların miktarı üç kat arttı. Üstelik bu artış ormanlardaki parçalanmayı hızlandırdı, ülke ormanlarının bütünlüğünü tehlikeye atar hale geldi.

Özel ağaçlandırmaları da içine dahil ettiğimizde ormanlarımızdaki bu tür ormancılık dışı kullanımlar için 2016 yılı itibariyle yapılan 90 bin 961 farklı tahsisle toplam 673 bin hektar orman alanı tahsis edildi. Tahsis edilen bu alanların önemli kısmı fiilen orman niteliğini kaybetmiş olsa bile, resmen orman olarak kabul edildiği için orman alanı içinde gösteriliyor. Böylece ülkemizde aslında azalmakta olan orman alanları sanki artıyormuş gibi bir yanılgı oluşmakta.

Türkiye’de orman yıkımı yaşanan birçok projede şirketler kendilerini kestiğimiz ağaçtan fazlasını dikeceğiz şeklinde savunuyor. Bu doğru bir yaklaşım mı?

Bu durum tek ağaca baktıkları için ormanı görememelerinden kaynaklanıyor. Orman; parçaları rastgele bir araya gelmiş bir topluluk değil, binlerce yıllık süreçlerde kendileri için en iyi yaşama ortamı koşullarında bir araya gelmiş canlı ve cansız varlıklardan oluşan bir ekosistemdir. Ağaçlar bu ekosistemin sadece bir parçasıdır. Bir yeri ağaçlandırdığınız zaman, diktiğiniz fidanların ağaca dönüşmesi için yıllarca beklemelisiniz. Toprak, bitki örtüsü, yaban hayatı, böcekler ve diğer parçaların orman ekosistemini tamamlaması için on yıllar geçmesi gerekir. Bir ormanın doğal bir şekilde kendini yenileyebilmesi için bir metrekarelik alana yüzlerce tohum düşer. Bu tohumlardan onlarca fidan çıkar.

İki yıl sonra onlarca fidandan iki üç fidan ayakta kalır. 10 yıl sonra 4 – 10 metrekarede sadece bir ağaç kalır. Bu yüzden yapılan ağaçlandırma miktarı olarak milyonlarca tohum ve fidan üzerinden kamuoyuna yapılan açıklamaların ormancılık camiasında bir karşılığı yoktur. Zaten il düzeyinde yaptığımız çalışmalarda; orman alanı en çok artan ilk 20 ilde yapılan ağaçlandırmalar artan orman alanının ancak yüzde 17’sini karşılamakta.

"Ülkemizde ormanlar ne yazık ki ekolojik temelli bir bakışla değil, ekonomik temelli bir yaklaşımla yönetiliyor."

Yunanistan’daki orman yangınından sonra herkes aynı soruyu soruyor. Türkiye’de benzer bir yangın olabilir mi? Yeterli donanım ve hazırlığımız var mı? Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadelesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Atina’da gerçekleşen yangından daha büyük yangınlar yaşadık biz. Bizden farkı, yangının Atina’nın banliyölerinde gerçekleştiği için; orman içine özellikle ekonomik durumu iyi olanların yapmış olduğu evler de yandı. Yangın hızla yayıldığı ve erken uyarı yapılmadığı için 88 kişi öldü, 200’e yakın kişi yaralandı. Bu tür yangınlar Amerika’da, Kaliforniya’da da oluyor. Orman içi yoğun yerleşimler hem yangına neden olabiliyor, hem de yangından aşırı etkileniyor. Bizde de kırsal alanlarda meydana gelen yangınlardan orman içi ve orman kenarı köylerdeki yerleşimler etkilenebiliyor. Fakat nüfus çok yoğun olmadığı ve gerekli önlemler alındığı için can kaybı genellikle yaşanmıyor. Orman Kanunu’na göre şehir çevresindeki devlet ormanlarında yerleşime izin verilmiyor fakat çok sınırlı miktardaki özel ormanlarda bu tür yerleşimler var. Bir de orman içine yapılmasına tahsisle izin verilen turizm, eğitim, sağlık vb. tesisler var. Buralarda yangına karşı ciddi önlemler alınmalı.

Orman yangınlarını önleme konusunda iktidar çok iddialı. Rakamlara baktığımızda AKP döneminde yılda ortalama 2,214 yangın çıkmış ve 7,952 hektar orman yanmış. Bu rakamlar kendisinden önceki 13 yıllık dönemde yılda ortalama 2039 yangın ve 12,970 hektar yanan alan şeklindeymiş. Bu rakamlara göre kendi döneminde yangın sayısı yüzde 9 arttığı halde yanan alan miktarı yüzde 39 azalmış. Yani yanan alan miktarını azaltacak başarıyı göstermişler. Fakat 2006’daki Muğla Milas-Mumcular ve 2008’deki Antalya Serik Taşağıl yangınlarında kayıtlara geçen yanan alan miktarının gerçek yanan alan miktarından binlerce hektar daha az gösterildiği tespitinden hareket edersek bu istatistiklerin güvenilirliği tartışılır.

Ormanlar Yanarken 2

Resmi istatistiklere göre Türkiye’de orman yangını sayısı artıyor. Ağaç türü, toprak yapısı, sıcaklık ve nem, nüfus yoğunluğu gibi birçok farklı veri orman yangınlarında etkin. Kargı Ormanları, Çorum.

Fotoğraf: Ersin Demirel

İklim değişikliği Türkiye’de de orman yangını riskini artırıyor mu? İklim yüzünden Karadeniz’de de Akdeniz’deki gibi yangınlar çıkabilir mi?

İklim değişikliğinin önemli nedenlerinden biri orman ekosistemlerinin yok olması. Yani ormanlar azaldıkça iklim değişikliği de artıyor. İklim değişikliği arttıkça da orman yangınlarının sayısı artıyor ve böylece ormanlar biraz daha azalıyor. Ormanları bu kısır döngüden kurtarmalıyız. Dünyada ormancılık faaliyetleri tamamen ormanların azalmasının önlenmesi ve iklim değişimine uyumu yönünde geliştirilen politikalara göre yapılıyor. Bizim de bu politikaları en kısa sürede benimsememiz gerekiyor. Oysa ülkemizde ormanlar ne yazık ki ekolojik temelli bir bakışla değil, ekonomik temelli bir yaklaşımla yönetiliyor. Bir orman yangınının çıkmasında ve yayılmasında etkili olan farklı sosyal, ekonomik ve ekolojik nedenler vardır. Ağaç türü, ormanın karışık türlerden oluşması veya saf olması, ormandaki tabakalılık, toprak yapısı, eğim, ormanın parçacılılığı, sıcaklık ve nem, nüfus yoğunluğu, nüfusun ekonomik durumu, tarımsal faaliyetler, orman içi ve kenarı yerleşimler vb. birçok farklı veri bir yerde orman yangını çıkmasını ve yayılmasını olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilir. Karadeniz Bölgesi’nde de Akdeniz Bölgesi’ne benzer durumlar oluştuğu takdirde, benzer yangınlarla karşılaşılabilir. İklim değişikliği bu olumsuz süreci ne yazık ki hızlandırıyor.