Yazar Yusuf Erkan’ın iki ciltten oluşan romanının ilk cildi daha önce “Boubon’un Tanrılaştırılmış İmparatorları” başlığıyla Arkeoloji ve Sanat yayınları tarafından yayımlanmıştı. Aynı yayınevi tarafından basılan romanın ikinci cildi “Tanrılaştırılmış İmparatorlar Savruluşta” geçtiğimiz günlerde raflarda yerini aldı. Romanın ilk cildinde tarihçi Diodoros'un yazdıklarından hareketle tarihsel Boubon olaylarının yer aldığı bir arka planda bronz heykellerin dökülüş süreçleri ele alınmıştı. İkinci cildinde ise bronz heykellerin dünyaya savruluşu ele alınıyor.

Boubon’un Kayıp Mirası Roman Oldu 1

Boubon sebasteionundaki imparatorlara ait ayak oyukları ve in sutu (yerinde) durumdaki yazıtlar heykellerin geri getirilmesinde önemli rol oynadı.

Yazar Yusuf Erkan Boubon’u romanlaştırma konusunda kendini tetikleyen şeyin şu olduğunu belirtiyor; “Boubonlular antik dönemde elbirliğiyle kaçakçılığa karşı mücadele vermiş ve eşkıyaları bastırmış; Boubon’un ardılları olan İbecikliler ise 1970’li yıllarda topyekûn kenti yağmalayarak kendilerine kuşaklar boyunca hizmet edecek tarihî zenginliklerini yok etmişlerdi. Bu bana çok çarpıcı geldi ve romanı yazmam konusunda ikna etti. Nasıl oluyordu da aynı yerde antik dönemlerde kaçakçılığa karşı birleşip mücadele veriliyor ancak yakın geçmişte kent topyekûn yağmalanıp niteliklerinin üst düzeyliği sugötürmez heykelleri dünyanın dört bir yanına savrulabiliyordu. Bu çarpıcı değişimin izini sürdüm aslında.”

Boubon’un Kayıp Mirası Roman Oldu 2

Dalaman Çayı’nın yukarı çığırında bulunan İbecik Köyü, 1970’li yıllarda yasadışı kaçakçılık olaylarına sahne olmuştu. Köylüler son yıllarda dönen heykellere tanıklık ederek işin bir ucundan tuttular.

Boubonlular eşkıyaları bastırmalarının karşılığını fazlasıyla almışlardı. Commodus’ta onlara hitaben bir teşekkür mektubu göndermiş, bununla kalmayarak Boubon’u; Likya Birliği’ndeki iki oyluk statüden üç oyluk statüye çıkartmıştı. Böylece mütevazı Boubon kenti Ksanthos, Patara, Pınara, Tlos, Myra ve Olympos’la birlikte Likya Birliği’nin birinci sınıf kentleriyle aynı seviyeye gelmişti. Bilindiği kadarıyla Likya’da bunun eşi benzeri yoktu. Antik dönemlerde kaçakçılığa karşı mücadele vererek âdeta sınıf atlayan ve birliğin en önemli altı kentinin yanına yedinci kent olarak eklemlenen Boubon, ne yazık ki diğer kentler kadar hak ettiği ilgiyi görmemiş, yaşananlardan dolayı hafızalarda talihsiz bir kent olarak yer etmişti.

İki ciltlik roman talihsiz Boubon’u görünür kılarken aynı zamanda geriye dönen heykelleri vesilesiyle hiç olmadığı kadar popülerlik kazanan kentin arka planında yaşananlara bir projeksiyon tutuyor.

Boubon’un Kayıp Mirası Roman Oldu 3

Yazar Yusuf Erkan Türkiye'ye ilk iade edilen İmparator Lucius Verius heykeli ile.

Yusuf Erkan’ın yerinde araştırmalarla kurguladığı romanı köylülerin bilinçsizce 1960’lı yıllarda kaçak kazılarla Boubon’daki tarihi eserlerin yasadışı yollarla yurtdışına nasıl kaçırıldığını anlatıyor. Köylüler yapıp ettiklerinin ne anlama geldiğini anladıklarında ise Boubon’un tarihi zenginlikleri çoktan dünyanın en seçkin müzelerinde ve özel koleksiyonlarında yerini almıştı. Son yıllarda sihirli bir dokunuş gerçekleşti ve Boubon’a özensizce davranan bütün kesimler özür dileme yarışına girdiler. Kaçakçılık yıllarında doğru dürüst Eski Eserler Yasası olmayan ve kaçakçılara yasal boşluklarla âdeta çanak tutan devlet; Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi Başkanlığı eliyle tozlu raflardan Boubon dosyasını indirdi önce. Ardından hukuksal süreç başlatıldı. Burdur Müzesi’nin özverili çabaları sürece dâhil oldu. Tarihî eserlerin para ettiğini öğrenince kenti hallaç pamuğu gibi atan köylüler, bu kez güzelim heykellerin geri dönmesi için Boubon kökenli olduğuna dair tanıklık ettiler. Eserlerin gittiği nihai adreslerden biri olan ABD; Manhattan Bölge Savcılığı ve İç Güvenlik Soruşturma Birimi’ni devreye soktu. Bu ortaklaşa çabaların sonucunda bronz heykellerimiz birer ikişer yurda döndü.

Roman önemli bir bölümü yurtdışına kaçırılan tarihi eserlerimizin nasıl kaçırıldığına dair bir kapı aralarken, ilk defa pazarlıklarda geçen diyaloglara yer vermesiyle de kayda değer bir tanıklık sunuyor.

Prof. Dr. Jale İnan, 1990 yılında yaptığı kazıda heykellerin yer aldığı kentin Sebasteionu'nu açığa çıkarmış; U yapılı binada imparator heykellerinin oturduğu ayak oyukları ve in sutu (yerinde) durumdaki yazıtlar heykellerin Boubon kökenli olduğunu bilimsel olarak kanıtlamıştı.

Son yıllarda Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nden (MAKÜ) Prof.Dr. Şükrü Özüdoğru ve Dr. Düzgün Tarkan’ın yaptığı çalışmalarda sebasteion binasının tekil bir yapı değil bir yapı kompleksinin bir parçası olduğu saptandı.

Boubon’un Kayıp Mirası Roman Oldu 4

Kitabın arka kağında yer alan tanıtım metni:

“Boubon antik dönemlerde kaçakçılığa karşı el birlik mücadele vermiş ve eşkıyaları bastırmasındaki rolüyle İmparator Commodus’tan teşekkür mektubu alarak; Likya Birliği’nde iki oyluk şehir statüsünden üç oyluk şehir statüsüne yükseltilmiştir. Antik dönemlerde eşkıyalara karşı el birlik mücadele veren Boubon halkı, 1970’li yıllarda İbecik halkı olarak topyekün kenti yağmalar ve “kendisine kuşaklar boyunca hizmet edecek bir kültür turizmi potansiyelini kendi kazma ve kürekleriyle yok eder.” Köylülerin dönemin yasal boşluklarından yararlanarak yürüttükleri kaçak kazılarda baş kaçakçı Çömbül, kırsal koşullarda sıradan bir inşaat işçisiyken uluslararası kaçakçılık zincirinin ilk halkasında zirvede bir yaşam sürmeye başlar. Çömbül dünyanın en önemli müzelerine ve özel koleksiyonlarına pazarlanan bronz heykellerin iktidarı eliyle bir yaşam sürmenin ayrıcalığını bir süre yaşar. Ancak kaçırdığı nokta şudur; heykelleri elde etmek için el altından onu destekleyen kara ekonominin çarkları, heykeller çıkmaz olunca o çarkların arasında kaybolup gitmesine ses çıkarmaz. Sıradan bir İbecik’linin heykellere bağlı kabuğunu yırtma çabaları trajik bir şekilde sonlanır.”

İlgili Haberler

Türkiye’den Kaçırıldı, Yıllarca El Değiştirdi

Jale İnan’ın Hayalleri Gerçekleşmeye Devam Ediyor

41 Tarihi Eser Daha Türkiye'ye İade Edildi