Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü’nün (UNU-INWEH) 2026 tarihli kapsamlı raporu, gezegenin artık bir küresel su krizinden değil, küresel su iflasından söz edilmesi gereken bir aşamaya girdiğini ortaya koyuyor. Rapora göre dünyanın pek çok bölgesinde su kullanımı, uzun süredir yenilenebilir kaynakların ve güvenli çekim sınırlarının üzerinde seyrediyor; nehirler, göller, yeraltı suları, sulak alanlar ve buzullar insan zaman ölçeğinde geri döndürülemeyecek biçimde tahrip edilmiş durumda.

Su İflası Çağı 1

Kriz Değil, İflas: Neden Yeni Bir Kavram?

Rapor, su stresi ve su krizi kavramlarının artık yaşanan durumu açıklamakta yetersiz kaldığını savunuyor. Kriz, geçici bir şoktan sonra eski normale dönülebilecek geçici bir durumu ifade ederken, iflas; sistemin kendini yenileme kapasitesinin (akiferlerin dolması, buzulların oluşumu) insan ömrü ölçeğinde kalıcı olarak yitirilmesidir. Bugün birçok havzada sorun yapısal. Toplumlar yalnızca yıllık su gelirlerini değil, yeraltı suları, buzullar ve ekosistemlerde biriken uzun vadeli su birikimlerini de tüketmiş durumda. Bu nedenle bazı zararlar fiziksel olarak geri döndürülemez, bazıları ise ancak çok uzun zamanlarda ve aşırı maliyetlerle telafi edilebilir. Rapor bu durumu “su iflası” olarak tanımlıyor.

Rakamlarla Küresel Su İflası

Raporun öne çıkan bulguları tabloyu net biçimde ortaya koyuyor:

* Dünya nüfusunun yaklaşık dörtte üçü, su güvensizliği veya kritik su güvensizliği yaşayan ülkelerde yaşıyor.

 * 2,2 milyar insan güvenli içme suyuna, 3,5 milyar insan güvenli sanitasyona erişemiyor.

 * 4 milyar insan, yılın en az bir ayında şiddetli su kıtlığıyla karşı karşıya.

 * Büyük göllerin yarısından fazlası 1990’lardan bu yana su kaybetti; bu durum doğrudan küresel nüfusun dörtte birini etkiliyor.

 * Dünya genelinde son 50 yılda dünyadaki sulak alanların %35'i (Avrupa Birliği’nin yüzölçümüne eşdeğer bir alan); kaybedilen ekosistem hizmetlerinin ekonomik değeri 5,1 trilyon doların üzerinde.

* 1970'ten bu yana buzul kütlesinin %30'u yok oldu. Bu durum, 2 milyar insanın su kulesi olan dağ buzullarının iflası anlamına geliyor.


Su İflası Çağı 2

Farklı ulusların su kaynaklı zorluklara karşı temel kırılganlığı. Bu endeks; çevresel, sosyal ve ekonomik koşulları göz önünde bulundurarak bir bölgenin suyla ilgili zorluklara karşı hassasiyetini yansıtıyor. Harita, Su Kaynakları Kırılganlık İzleme Merkezi (Water Resources Vulnerability Monitor) verilerine dayanarak hazırlanmış.

Yeraltı Suları: Görünmez Kritik Çöküş

Yeraltı suları bugün küresel içme suyunun yaklaşık %50’sini, tarımsal sulamanın ise %40’ından fazlasını sağlıyor. Buna rağmen dünya çapındaki büyük akiferlerin yaklaşık %70’inde uzun vadeli düşüş eğilimi var.

Aşırı su çekimi, 6 milyon kilometrekareden fazla bir alanda arazi çökmesine yol açtı; bazı bölgelerde zemin yılda 25 santimetreye varan hızlarla alçalıyor. Bu çöküşler, su depolama kapasitesini kalıcı olarak azaltırken sel riskini de artırıyor.


Su İflası Çağı 3

Dünyanın en büyük tuz göllerinden biri olan İran'ın kuzeybatısındaki Urmiye Gölü; su akışını azaltan yukarı havzadaki artan su kullanımı ve yönlendirmeler nedeniyle kurudu; iklim değişikliği ve sıklaşan kuraklıklarla daha da kötüleşen bu durum, göl yatağını yeni bir tuz ve toz fırtınası kaynağına dönüştürdü Bu uydu görüntüsü (Sentinel-2 Seviye-2A gerçek renkli), Urmiye Gölü'nün Temmuz 2025'teki durumunu gösteriyor.

Tarım, Gıda ve Antropojenik Kuraklık

Tatlı su çekimlerinin yaklaşık %70’i tarımda kullanılıyor. Rapor, dünya gıda üretiminin yarısından fazlasının, toplam su depolamasının zaten azaldığı veya dengesizleştiği bölgelerde yapıldığını vurguluyor.

Kuraklık artık yalnızca yağış eksikliğiyle açıklanmıyor; aşırı tahsis, yeraltı suyu tükenmesi, toprak bozunumu ve iklim değişikliği ile birlikte insan eliyle derinleşen bir olguya dönüşmüş durumda. İnsanın su yönetimindeki kötü kararlarının birikimi olan antropojenik kuraklığın küresel ekonomik maliyetinin yılda 307 milyar doları aştığı belirtiliyor.

Görünmez Kıtlık: Su Kalitesi

Rapora göre sorun yalnızca suyun miktarı değil. Arıtılmamış atık sular, tarımsal kirlilik, sanayi ve madencilik kaynaklı kirlenme ile birlikte tuzluluk nedeniyle birçok havzada suyun kullanılabilir kısmı hızla daralıyor. Bu durum, kâğıt üzerinde yeterli görünen su hacimlerinin gerçekte içme suyu, tarım veya ekosistemler için işlevsiz hale gelmesine yol açıyor.

Konya Ovası Su İflasının Görünür Yüzü

Rapor, Türkiye’yi küresel su iflasının somut örneklerinden biri olarak ele alıyor. Özellikle Konya Ovası’nda yoğun yeraltı suyu çekimi ve kuraklık koşulları, tarım arazilerinde yaygın obruk (çökme) oluşumlarına neden oldu.

2025 sonu itibarıyla Konya Ovası’nda yaklaşık 700 obruk tespit edildi. Rapora göre bu durum, su yoğun ürünler (mısır, şeker pancarı gibi) için yeraltı sularının doğanın yenileme hızının çok üzerinde çekilmesinin doğrudan sonucu. Yeraltı suyu seviyelerindeki hızlı düşüş, toprağın yapısal desteğini kaybetmesine ve tarımsal “ekmek sepeti” olarak görülen bölgenin ortak bir risk alanına dönüşmesine yol açıyor.

Su İflası Çağı 4

Dünya genelindeki su kaynaklı çatışmaların yıllık sayısı. Grafik, zaman içinde suyla ilgili çatışma olaylarının sayısındaki artışı vurgulamaktadır. Grafik, "The World's Water" bünyesindeki "Su Çatışması Kronolojisi" (Water Conflict Chronology) verilerine dayanarak hazırlanmış.

Küresel İflasın Coğrafyası: Havzalarda Son Durum

Su iflası her kıtada farklı bir yüzle karşımıza çıkıyor:

Asya ve And Dağları: 2 milyar insanın su kulesi olan dağ buzulları hızla eriyor. Indus, Ganj ve Yangtze nehirleri "zirve su" (peak water) evresini geçip kalıcı bir akış azalmasına doğru ilerliyor.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika: Bölge, "Antropojenik Kuraklığın" en şiddetli yaşandığı yer. İran’daki Urmiye Gölü, aşırı su çekimi ve barajlar nedeniyle neredeyse tamamen kurumuş durumda; artık bir tuz ve toz fırtınası kaynağına dönüştü.

Kuzey Amerika: Colorado Nehri ve dünyadaki en büyük rezervuarlardan biri olan Lake Mead, tarihinin en düşük seviyelerini gördü; bu durum tarımsal iflası tetikliyor.

Kıyı Şehirleri ve Çökme: Tokyo’dan Jakarta’ya, Houston’dan Venedik’e kadar birçok sahil metropolü, yeraltı sularının aşırı çekilmesi nedeniyle deniz seviyesinin altına çöküyor.

Çözüm: Kriz Yönetiminden İflas Yönetimine

Rapor, mevcut su politikalarının büyük bölümünün hâlâ kriz yönetimi mantığıyla işlediğini belirtiyor. Oysa su iflası koşullarında amaç eski normale dönmek değil;

Su İflasını Kabul Edin: "Su krizi" terminolojisini bırakın. Birçok bölgede sistemin geri döndürülemez şekilde iflas ettiğini dürüstçe ilan ederek "iflas yönetimi" stratejilerine geçin.

Su Gündemini Sıfırlayın: Mevcut WASH (Su, Sanitasyon, Hijyen) ve IWRM (Entegre Su Kaynakları Yönetimi) modelleri artık yetersizdir. 2026 ve 2028 BM Su Konferansları'nı küresel su ajandasını kökten değiştirmek için kullanın.

Hukuki ve Kurumsal Yeniden Yapılanma: Su haklarını ve tahsislerini, gerçek (ve azalan) su kapasitesine göre yeniden düzenleyin. Kaçak su kullanımına karşı radikal denetimler getirin.

Doğal Sermayeyi Koruyun: Yasalar sadece suyu bir "meta" olarak değil, suyu üreten süreçleri (nehir ekosistemleri, toprak sağlığı, sulak alanlar) "korunması gereken sermaye" olarak görmelidir.

Gıda ve Su Güvenliğini Birleştirin: Tarımsal ürün desenlerini su iflası gerçeğine göre dönüştürün. Su yoğun ürünleri su kısıtlı bölgelerden tahliye edin.

Diplomasi ve Adalet: Su iflası en çok kırılgan toplulukları vurur. Su yönetimini çatışma değil, bir barış ve etik köprüsü olarak kurgulayın.

Bu yaklaşım, raporda “iflas yönetimi” olarak tanımlanıyor ve suyun yalnızca bir hizmet değil, onu mümkün kılan doğal sermayenin korunması gerektiğini vurguluyor.

Yol Ayrımındayız

UNU-INWEH raporu, mevcut küresel su gündeminin -ağırlıkla içme suyu, sanitasyon ve verimlilik artışına odaklanan- bugünün gerçeklerini karşılamadığını savunuyor. Sadece "verimlilik" artışının (damla sulama vb.) bazen su tüketimini azaltmadığı, aksine daha fazla alanın ekilmesine yol açarak tüketimi artırdığı belirtiliyor. Mevcut tüketim alışkanlıkları ve yönetim modelleriyle devam etmek, sadece ekonomik bir çöküş değil, yaşam destek sistemlerimizin tam tasfiyesidir. 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü'nde kutlanacak olan "geleneksel bilgi", aslında bu iflastan nasıl kurtulacağımıza dair bin yıllık bir rehber sunuyor.