Dünyamız, iklim krizinden biyolojik çeşitlilik kaybına, plastik kirliliğinden kaynak kıtlığına kadar insanlık tarihinin en kritik eşiklerinden birinden geçiyor. Mevcut verilere göre dünya, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşma rotasından çoktan saptı. Örneğin, güvenli içme suyuna ve sanitasyona küresel erişim sağlamak için ilerleme hızımızın tam dört katına çıkması gerekiyor. Öte yandan, Paris Anlaşması’nın belirlediği 1,5 derecelik küresel ısınma sınırının, 2100 yılına gelindiğinde aşılacağı öngörülüyor. Tam da bu kritik süreçte BM Genel Kurulu, insanlığın elindeki en güçlü aracı, yani bilimi tam kapasiteyle harekete geçirmek adına hayati bir karar aldı: 2024-2033 yılları arası “Sürdürülebilir Kalkınma İçin Uluslararası Bilim On Yılı” ilan edildi. UNESCO liderliğinde yürütülecek bu on yıllık süreç, bilimi laboratuvarlardan çıkarıp gezegenin geleceğini kurtarmak için toplumsal bir kültüre dönüştürmeyi hedefliyor.

Sürdürülebilirlik Bilimi Hak Ettiği Değeri Görmüyor
UNESCO Bilim Raporu’nun ortaya koyduğu veriler, küresel araştırma ve fonlama politikalarının gezegenin gerçek ihtiyaçlarıyla ne kadar uyumsuz olduğunu gözler önüne seriyor. Kamu politikaları sürdürülebilirliği desteklese de bu durum araştırmalara yansımıyor:
* Küresel ölçekteki bilimsel yayınların yalnızca %0.03’ü plastiklere ekolojik alternatifler bulmaya odaklanıyor. Oysa 2050 yılına kadar okyanuslardaki plastik parçacıklarının balık sayısını geçebileceği tahmin ediliyor.
* İklim değişikliğine dirençli ürünler üzerine yapılan yayınlar sadece %0,02 seviyesinde kalıyor.
* İklim kaynaklı afet risklerini azaltmaya yönelik yerel stratejileri inceleyen yayınların oranı ise yalnızca %1,01.
* Daha da çarpıcı olanı, dünya genelindeki ülkelerin %80’i gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) %1’inden daha azını araştırma ve geliştirmeye (Ar-Ge) ayırıyor.
Güven Krizi ve Bilimsel Okuryazarlık
Gezegenin geleceğini inşa ederken karşımıza çıkan tek engel fon yetersizliği değil; aynı zamanda küresel bir “güven ve bilgi” krizi yaşanıyor. UNESCO’nun The World in 2030 (2030’da Dünya) anketine katılan 15.000’den fazla kişinin yarısından fazlası, sağlık ve hastalıklar söz konusu olduğunda “hangi bilgiye inanacağını veya kime güveneceğini bilememeyi” en büyük endişelerinden biri olarak tanımlıyor. Sosyal medya ve internet üzerinden yayılan dezenformasyon, bilimsel gerçeklere olan güveni zedeliyor. Oysa aşı kampanyaları sayesinde dünyadaki çocuk felcinin %99’u yok edildi ve COVID-19 aşılarının ilk yılında dünya genelinde yaklaşık 19,8 milyon ölüm engellendi. Bilim On Yılı, tam da bu yüzden toplumların bilimsel okuryazarlığını artırarak dezenformasyonla mücadele etmeyi ve bilime olan güveni yeniden inşa etmeyi en öncelikli hedeflerinden biri olarak koyuyor.
Açık Bilim ve Çok Disiplinli Yaklaşım
UNESCO, karşı karşıya olduğumuz karmaşık sorunların tek bir uzmanlık alanıyla çözülemeyeceğini vurguluyor. Tarih, bir sorunu çözerken farkında olmadan başka bir sorun yaratılan örneklerle dolu. Örneğin, temiz enerjiye geçiş için hayati olan bataryalı araçlar, güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri, dünyada oldukça nadir ve kıt bulunan nadir toprak metallerine bağımlı.
Bu tür kısır döngüleri aşmak için tıpkı pandemi döneminde virologlar, veri bilimciler, ekonomistler ve psikologların bir arada çalışması gibi, çok disiplinli ve disiplinler arası bir yaklaşım (transdisipliner) zorunlu kılınıyor. Bununla birlikte, bilimsel bilgiye erişimi demokratikleştiren “Açık Bilim” (Open Science) ilkelerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor. Günümüzde bilimsel makalelerin yalnızca %30'u açık erişimliyken, bu oran yakın dönemdeki yayınlarda %50'ye ulaşmış durumda; hedef ise bilginin tamamen şeffaf, paylaşılabilir ve herkes için ulaşılabilir olması.

2033 Hedefleri: İnsanlık ve Gezegen İçin Bilim Kültürü
UNESCO Doğal Bilimler Genel Direktör Yardımcısı Lidia Arthur Brito’nun da belirttiği gibi, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'ne gerçekten ulaşmak için bilimi ana akım haline getirmeli, toplumsal okuryazarlığı artırmalı ve güven ortamını şekillendirmeliyiz. 2033 yılına kadar Bilim On Yılı şunları başarmayı amaçlıyor:
1. Küresel toplumu bilimsel okuryazarlıkla güçlendirmek.
2. İnsan haklarıyla uyumlu, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni ilerletecek uygulanabilir bilimsel bilgiler üretmek.
3. Küresel iş birlikleriyle temel bilimleri geliştirerek yeni keşiflerin önünü açmak.
4. Bilimsel süreçleri demokratikleştirmek için açık bilimi adil bir şekilde kullanmak.
5. Ulusal bilim ve inovasyon sistemlerini, toplumun ve gezegenin acil ihtiyaçlarına daha hızlı cevap verecek şekilde dönüştürmek.
Sosyal antropolog Claude Lévi-Strauss’un dediği gibi: “Bilimin çabaları sadece insanlığın kendisini aşmasını sağlamakla kalmamalı; aynı zamanda geride kalanların da yetişmesine yardımcı olmalıdır." Önümüzdeki on yıl, bilimin sadece seçkin bir azınlığın değil, tüm insanlığın ortak mirası ve kurtuluş reçetesi olduğunu kanıtlamak için en büyük fırsatımız.