ODTÜ’nün Marmara Denizi’nde yürüttüğü araştırmalarda görev alıyorsunuz. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Marmara Denizi çok özel bir alan. İki büyük deniz ekosisteminin arasında yer alıyor ve bu yüzden boğazlar sistemi diye adlandırılan bir yapının parçası. Bir tarafında besini bol ve derinlerinde oksijen olmayan kalın bir tabaka barındıran Karadeniz, diğer ucunda besin açısından oldukça fakir ama oksijence zengin olan Akdeniz var. Yoğunluğu birbirinden çok farklı bu iki deniz Marmara Denizi üzerinden farklı tabakalarda bulunan bir akış sistemiyle birbirlerine bağlanıyor. Bu özel yapının yanı sıra Marmara bir iç deniz ve çevresinde muazzam bir nüfus ve insan faaliyeti var. Bu nedenle bizim şehir ve tarım faaliyetlerimizden bire bir etkileniyor. Özellikle Karadeniz’den ve Marmara Denizi’ni çevreleyen kara üzerindeki faaliyetlerden gelen besinler denize ulaştığında sudaki mikroskobik bitkilerin aşırı üremesine sebep oluyor. Bu bitkiler üredikten sonra su kolonu boyunca çöküyor. Çökerken içerdikleri organik madde inorganik besin tuzlarına yeniden ayrışıyor ve bu reaksiyonlarla su kolonundaki oksijenin önemli bir bölümünü tüketebiliyorlar. Bu oksijen azalması Marmara ekosistemi için büyük bir tehlike. Tüm bu dinamiklerin sonucu olarak Marmara ekosistemi zor durumda. Türkiye’nin bu denizi yönetmek ve korumak için çok büyük bir sorumluluğu var. Marmara Denizi’nin özel önemi ve önemli sorunları ilgili tüm kurum ve paydaşları da kaygılandırıyor. Şu anda da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Marmara’nın etkin yönetimi konusunda yeni araştırmalarımızı destekliyor ve diğer paydaşlardan da olumlu bir destek görüyoruz. Tüm paydaşlarla beraber çalışarak şu sorulara odaklanıyoruz: Marmara Denizi ekosisteminin güncel durumu nedir? Üzerindeki baskılar nedir? Özellikle ötrofikasyon (besleyici elementlerin zenginleşmesi) ve besin miktarına havzadaki faaliyetlerin etkisi nedir? Bu dinamikleri doğru yönetmek için ne yapılması gerektiğini bütüncül çalışmalarla anlamaya çalışıyoruz.

Marmara Denizi’nde ötrofikasyonu incelemek için neler yapıyorsunuz?

Ben Marmara Denizi ekosistemi üzerine uzun soluklu ve çok disiplini araştırmalar yürüten geniş bir ekibin parçasıyım. Burası, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün uzun süredir çalıştığı bir ekosistem. Denizden yıllardır örnekler alıyoruz, suyun kimyasal yapısını ve fiziksel özelliklerini gözlüyoruz, akıntı dinamiklerinin nasıl geliştiğini izliyoruz, modelleme çalışmalarıyla tüm Marmara ekosisteminin dinamikleri ve geleceğini öngörmeye çalışıyoruz. Bunları kendimizin yanı sıra diğer paydaş ve araştırmacıyla işbirliği içinde yapıyoruz. Önemli bir hedefimiz Marmara Denizi’nin üzerindeki besin yükünü anlayabilmek. Marmara Denizi izole bir alan değil, çevresiyle etkileşim içinde ve denizle etkileşim halinde olan kara alanı kendisinden çok daha büyük. Havza olarak adlandırdığımız bu alandaki nehirleri birer damar gibi düşünebiliriz ve bu damar ağı aracılığıyla her türlü insan faaliyetinin etkisi Marmara Denizi’ne ulaşıyor. Biz de bütüncül araştırmalarla bu etkilerin Marmara Denizi’ndeki ötrofikasyon ve oksijen azalmasına etkisini anlamaya yönelik bir yaklaşım geliştirdik.

Marmara Denizi Komada 1

Dr. Korhan Özkan, su ekolojisi üzerine çalışmalar yapıyor.

Marmara Denizi’nin güncel durumuna dair tespitlerinizi Magma okurlarıyla paylaşabilir misiniz?

Marmara Denizi ekosistemi büyük bir baskı altında, çünkü oksijenini giderek kaybediyor. Denizin üst katmanını oluşturan Karadeniz suyu besin açısından oldukça zengin. Bu katmanın üstüne çok büyük bir nüfus barındıran Marmara havzasındaki faaliyetlerin yarattığı besin yükü eklenince denizin alt katmanını oluşturan Akdeniz suyunun oksijeni tükeniyor. Oksijenin canlılar için önemini düşündüğümüzde bu azalmanın dramatik etkilerini canlıların çeşitliliğindeki azalmayla zaten gözlüyoruz. Bu kayıp Marmara Denizi ekosistemini büyük bir yıkımın eşiğine getirmiş durumda. Ayrıca, 2016 yılında yaptığımız araştırma seferlerinde Marmara’nın en derin noktalarında 900 metrenin altında ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Mustafa Yücel ilk kez hidrojen sülfür tespit etti. Hidrojen sülfür akümülasyonuyla ötrofikasyon ilişkisini henüz direkt olarak kuramıyoruz ama bunu önümüzdeki dönemde çalışacağız. Yine de eldeki bulgular oksijendeki azalmanın dramatik bir boyuta ulaştığına ve derin bölgelerde mevsimsel ölçekte kararlı olabileceğine yönelik önemli ve kaygı verici bir işaret.

Denizin derinliklerinde hidrojen sülfür tespiti, Marmara Denizi’nin Karadeniz dip bölgeleri gibi öldüğü anlamına mı geliyor? Bu değişimin sebebi nedir?

Aslında hayır, hidrojen sülfürün başka oluşma yolları da var ve henüz bunu yeni çalışmaya başladık. Genel olarak Marmara Denizi’ni yoğun bakımda bir hastaya benzetebiliriz; uzun yıllardır yoğun baskı altında ve on yıllardır oksijen kaybediyor, ancak henüz ölmüş değil. Bu hastanın bir umudu var, akılcı önlemlerle Marmara Denizi’nin sağlığına yeniden kavuşması mümkün. Buraya gelen besin kirliliği çok boyutlu ancak bulgularımız azot ve fosfor olarak gelen besin yükünün büyük oranda Marmara Denizi’nin çevresindeki şehir ve tarım faaliyetlerinden kaynaklandığını gösteriyor. Dolayısıyla evsel atıklarımızı verimli arıtabilirsek ve havzadaki tarımsal faaliyetleri daha iyi yönetebilirsek hastamızı yoğun bakımdan çıkarabilir ve uzun vadede sağlığına kavuşturabiliriz.

Marmara Denizi Komada 2

Asterias rubens denizyıldızı, Darıca derinliklerinde Anemonia viridis anemonunun üzerinden geçerken.

"Marmara Denizi büyük ve dinamik bir ekosistem..."

Az oksijenli bölgenin genişlemesi Marmara’da balıkçılığın sonu mu?

Oksijen azalmasının hele ki kalıcı bir oksijensiz bölgenin oluşmasının sadece balıklar için değil tüm canlılar için son derece olumsuz etkileri olacağını biliyoruz. Bu, kademeli bir etki: Oksijen belli bir limitin altına düşerse ekosistem strese giriyor, biraz daha düşerse ekosistem yıkıma uğruyor, sıfıra ulaşırsa bu zaten Marmara Denizi’nin ölümü demek. İşte hidrojen sülfürü de sadece oksijenin bittiği noktada gözlüyoruz. Mesela hidrojen sülfürü en derinlerde gözlerken canlıları strese sokacak oksijen değerlerini de yüzeye yakın sularda tespit ediyoruz. Bu nedenle oksijendeki azalmanın sürmesi yüzeye yakın balıkların bile baskı altına girmesine neden olacaktır.

Bunun engellenmesi için nasıl önlemler alınması gerekiyor?

Bu da işin güzel yanı, Marmara’nın şu an yaşadığı kötü durum önlenemez bir durum değil. Biz kentsel atık suları doğru şekilde kontrol edersek, düzgün arıtıldıktan sonra doğru noktalara deşarj edersek, tarım uygulamalarını iyi yönde değiştirip buradan gelen yükü azaltabilirsek kısa sürede karşılık almamız da mümkün. Mesela akarsu havzalarında nehir kenarlarındaki tampon bölgelerde doğal bitki varlığının yeniden oluşmasına izin verirsek, bu önlem bile tarım alanlarından gelen besin yükünü hızla azaltacaktır. Dolayısıyla Marmara’yı yoğun bakımdan çıkarmak bizim elimizde ve bunu yapabiliriz. Tabii bunun için Marmara havzasındaki bütün aktörlerin desteği gerekiyor. Bu, sadece merkezi hükümetin sorumluluğu olarak görülmemeli. Marmara Denizi bir dünya mirası ve ülkemizin büyük kısmının yaşamının merkezinde. Buradaki bir yıkımın acısını ülkedeki herkes hisseder.

Projenizden bağımsız olarak Kanal İstanbul ile ilgili fikriniz nedir?

Marmara Denizi’ne yapılacak her büyük yatırımın çok ciddi sonuçları olduğunu dikkate almak gerekiyor. Bu, Kanal İstanbul olabilir, bölgeye yapılan büyük ölçekli deniz deşarjları olabilir. Bütün bunların çok detaylı etüt edilmesi ve özenli ve gerçekçi çevresel etki değerlendirmeleri sonucu yapılması çok önemli. Marmara Denizi büyük ve dinamik bir ekosistem; bu nedenle bütüncül bir yaklaşımla yapılan her etkinin sonucunu hesap ederek yönetilmesi çok önemli.

Kanal İstanbul’da böyle bir etüt yapılıp yapılmadığına dair bir bilginiz var mı?

Ben fiziksel oşinografi uzmanı değilim ama tüm bu etütlerin özenli ve özellikle şeffaflıkla yapılması gerekir. Herkes bilgilendirilmeli ki sonuçları görüp tatmin olabilelim.

Marmara Denizi Komada 3

Marmara Denizi, her yıl ilkbahar ve sonbahar aylarında toplu balık göçlerine sahne oluyor.