İnsanlar koşabildiklerinden daha hızlı gidebilmek için bir araca ihtiyaç duyar. Atın gücüyle veya arabanın motoru sayesinde yol almaya başladığında hissettiği heyecan, biraz da kendi doğasının dışına çıkmasından. Yine de hızını ve menzilini, kullandığı aracın harcadığı enerjiye borçludur. O araç yakıtlı bir motorla çalışıyorsa çevreyi de kirletiyordur.

Bisikleti insanoğlunun yaptığı en önemli buluşlardan biri haline getiren özelliği, bu denklemi değiştirmesi. Bisiklet kullanan insan, aracının hem sürücüsü hem de motorudur. Harcadığı enerjiyi beslenmesiyle karşılar. Bıraktığı karbon ayak izi, aracının üretim aşamasında geçirdiği işlemlerle sınırlıdır. “Bisiklete binmek, ekonomik ve çevreci faydalar sağlamakla kalmaz, insanların bir araya gelmesini sağlayan sosyal bir aktivitedir”. Birleşmiş Milletler bu deklarasyonuyla bisiklete binmenin “sürdürülebilir gelişme hedeflerine” ulaşmaktaki katkısını tanıdı ve 2018’den itibaren 3 Haziran gününü Dünya Bisiklet Günü ilan etti. Bisiklet, dünya ekonomisinin iki zıt kutbunda yer alan ülkelerde önemli bir yer tutar. Çin ve Hindistan’da olduğu gibi Hollanda ve Danimarka’da da akla gelen ilk ulaşım aracıdır. Ekonomik yelpazenin ortasına doğru baktığımızda bisiklet kullanımının daha çok sportif amaca kaydığını görürüz. Bu da bisikletin bir diğer önemli faydasını ortaya koyar. Pek çok spor dalına kıyasla az darbeli olması, koşu gibi dizleri zorlamaması sakatlanma ihtimalini azaltır; sadece bacakları değil, vücudun tüm önemli kas gruplarını çalıştırır; hem gücü hem de dayanıklılığını artırır. Ayrıca fiziksel aktivite yapan kendilerini psikolojik açıdan daha iyi hissettikleri de ölçülmüştür.

Bisikleti niye sevdiğimizi anlamak için ayaklarımızın yerden kesildiği, anne ve babamızın desteğinden bağımsız dengede kalabildiğimiz o ilk anı hatırlamamız yeterli. O, özgürlüğü tattığımız ilk andı.