Mersin’e bağlı Aydıncık - Silifke karayolunda ilerlerken sağa doğru bir yol ayrılır. Bu yolda biraz ilerlediğinizde karşınıza üzerinde “Dünyanın Sekizinci Harikası” yazılı bir tabela çıkar. İşte burası, Gilindire Mağarası. Denizden 46 metre yüksektesiniz şu an. Sarı boyalı, çubuk çubuk demirlerle sanki bir asansör kabini gibi düzenlenmiş merdivenlerden aşağıdaki koya bakarken nefesiniz kesiliyor. Etrafı seyrede seyrede, sıcak esen rüzgâr eşliğinde merdivenleri merakla iniveriyorsunuz.

Film Platosu

Mağaranın ağzından içeriye adım attığınızda kendinizi, gerçek ötesi bir atmosferde buluyorsunuz. İçeride hava çok sıcak ve nemli; nefes alıp verişiniz değişiyor. Sanki gerçeküstü bir film platosundaymış gibi... Yüzlerce metrelik bir derinlik önünüzde uzanıyor ve kaynakla birbirine tutturulmuş profillerden oluşan uzun ince bir platform üzerinde bu derinliğe doğru ilerliyorsunuz. Mağaranın derinliği 555 metre. Mağaranın içindeki sarkıt, dikit, damla ve akma taşlar, ana galeri içinde devasa kütleler oluşturuyor. John Berger, Görme Biçimleri adlı kitabında “düşündüklerimiz ve inandıklarımız, nesneleri görüşümüzü etkiler” der. Böyle doğal bir oluşumun içinde bulunmak, bir anlamda yüreğine doğru ilerlemek; imgelem yüklü bu mekânda hayal gücünüzü harekete geçiriyor. Uzaktaki ışıklar ve o ışıkların aydınlattığı yüzeyler, heyecan verici. İlerlemek, mağaranın sonunu görmek istiyorsunuz.

Gilindire’nin Aynası 1

Gilindire Mağarası’nın içi her türden damlataş oluşumuyla kaplı. Dev boyutlara ulaşan ve zaman zaman insanı ürküten bu damlataşlar, ana galeriyi çok sayıda oda ve salona ayırıyor.

Kayıt Noktası

Yaklaşık 600 milyon yıl önceki Kambriyen döneme ait dolomit ve kireçtaşları içinde gelişimini tamamlayan Gilindire, yaşanmış son iklim değişikliğine ilişkin Doğu Akdeniz’de bulunan tek kayıt noktası. Sualtında atmosferik değişimlerden etkilenmeden günümüze kadar ulaşabilen mağara, önceki buzul çağına ilişkin bütün hidrolojik ve atmosferik verileri de saklı tutuyor. Yerbilimciler tarafından eşsiz kabul edilen Gilindire, Buzul Çağı’na ışık tutan gerçek bir doğa mucizesi.

Kirpi ve Çoban

Milli Parklar Kanunu kapsamında 2013'te “Gilindire Mağarası Tabiat Anıtı” adıyla tescil edilen mağara, tesadüfi bir olay sonucu keşfediliyor. Yıl 1999, keçilerinin peşinde dolanan bir çoban, yakıcı Akdeniz güneşinden saklanacak bir kovuk ararken bir kirpi fark ediyor. Kirpi, çalılıkların arasından geçip kayalıklarda kayboluyor. Onu takip eden çoban, bir insanın ancak sığabileceği kaya deliğinden geçerek mağara ağzına adım atıyor.

Aynalıgöl

Mağaranın içi çok sıcak. Giriş ağzı dar ve basık olduğundan dışarıyla hava alışverişi yok. Bu nemli ve sıcak hava, yaz ya da kış aylarında da değişikliğe uğramıyor. Mağaraya adım attığınızda bildiğiniz perspektif bilgileri birbirine karışıyor. Bulunduğunuz yer aşağısı mı, yukarısı mı, diye sorgularken; gördüklerim kendisi mi, gölgesi mi diye düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Bu düşüncelerle ilerlerken mağaranın dibine ulaştığınızı fark etmiyorsunuz bile. Nihayet gölü ve ayna gibi yansımasını görüyorsunuz. Artık Gilindire’nin dibindesiniz. Genişliği 18 - 30 metre, uzunluğu 140 metre, derinliği 5 - 47 metre arasında değişen gölün etrafında yer alan ve içinde de devam eden sarkıt, dikit, sütun ve mağara iğneleri, gölün yüzeyindeki yansımayla birlikte büyüleyici bir görüntü sunuyor. Gilindire’ye niçin Aynalıgöl dendiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

Neolitik Dönem

Mağaranın tatlı suyundan faydalanmak isteyen ve bulunduğu yerdeki küçük limana demirleyen gemilerden kaldığı düşünülen geç Neolitik döneme ait seramik buluntular, mağaranın eski dönemlerde kullanıldığını gösteriyor. Bugün çevre koylarda yaşayan Akdeniz foklarının gizemli uğrak noktası olan bu mağara, tarih boyunca birçok canlıya kucak açmış olmalı.