Horasan, Anadolu’da yaşayanlar için efsunlu ve esrarlı bir yurttur. Aynı zamanda, çeşit çeşit efsane, menkıbe, masal, rivayet, hikâye, destan ve tarihi anlatıma konu olmuştur. Türk boyları ve Kürt aşiretlerinin hikâyelerinde mutlaka Horasan geçer; uzak ataların kayıp cenneti misali bahsedilir bu büyülü coğrafyadan. Bu ilgi ve merak nedeniyle olsa gerek, devlet veya sivil toplum, hemen herkesin hayalinde bir Horasan tutkusu vardır. Gelgelelim hiç kimsenin Horasan hikâyesi veya destanı diğerininkine uymaz. Devlete ait olsun olmasın, her toplumun, her topluluğun, her cemaatin, her mezhebin, her inancın, her boy ve soyun Horasan’ı kendine göre doğru, büyülü, kutsal ve tartışılmazdır. Alevilerin Horasan’ı, Sünnilerinkinden, onlarınki de tasavvufçuların Horasan’ından çok farklıdır. Bu nedenle Horasan bir, rivayet bin bir desek yeridir.

Toplumdaki egemen anlayış, resmi veya özel tarih kitaplarında çerçevesi çizilen Horasan tasvir ve tanımından etkilenmiştir. Buna ata dededen kalma masalsı, destansı hikâye ve rivayetler eklendiğinde tıpkı “terzi elinden çıkmış veya kalıba dökülmüş” bir Horasan ile karşılaşabiliyoruz. Yani ezbere dayalı bir Horasan söz konusu. Faik Bulut’un yeni kitabıysa sözü edilen ezberlerin doğru olup olmadığını anlamak için iyi ve ciddi bir kaynak. Çünkü Bulut, Horasan (İran) bölgesine birkaç kez gitmiş; orada yaşayan insanlarla konuşmuş; gözlemde bulunmuş. Kısacası alan çalışması yapmış. Bununla da yetinmemiş; beş yıl boyunca İran, Türkiye, Ortadoğu ve Batı Avrupa ülkelerindeki kütüphanelerden çeşitli dillerde (Farsça, Arapça, İngilizce, Fransızca, Türkçe ve Kürtçe) yayınlanmış kaynakları derlemiş, okumuş ve şu sonuca varmış: Horasan hakkında Anadolu’da bilinenlerin çoğu ezberdir, rivayet, hikâye, efsane ve destandan ibarettir. Horasan hakkında yazılan resmi tezlerin büyük bir kısmı siyasi ve ideolojik; tarihi gerçeklerin üstünü örtmeyi amaçlamakta.

Horasan’ın Yeniden Keşfi 1

Faik Bulut.

Kitabın önsözündeki iddia şu: Halk arasındaki ezberlenmiş destan ve hikâye şeklinde dilden dile dolaşan Horasan kavramı, başından beri ideolojik ve siyasi bir amaçla ortaya atılmış. Dolayısıyla bu kavram etrafında örülen resmi tezlerin esrarını çözmeden, Horasan’dan gelişin gerçek hikâyesini, Türk ve Kürt Alevilerinin ve daha önemlisi Türk kavimleriyle Kürt aşiretlerinin yol hikâyesini de bilemeyiz...

Sonuçta efsane tadında anlatılan Horasan’dan geldik sözü doğrudur ama eksiktir: Sanılıyor ki ta ezelden beri Horasan’da yaşayan Türk boyları, Alevi oymakları tek seferde Anadolu’ya gelip yerleşerek yurt kurmuş. Bulut’a göre; gerçek böyle değil. Horasan’dan ilk gelişler göçebelik ve gazavat amaçlı. Ancak Anadolu’dan Horasan’a ters bir göç dalgası daha yaşanmış. Bunu, Moğol ve Timurlenk ordularının önünden dalgalar halinde kaçıp Anadolu’ya sığınanlar izlemiş ki bu kavimlerin hepsi Türk değil; Kürt, Acem, Arap toplulukları da var. Son ciddi göçse Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki savaş (1514) öncesinde ve sonrasında yaşanmış. Ne ki Şah düzeninden memnun kalmayan Kızılbaşların bir kısmı tekrar Anadolu’ya dönmüş. Dönmeyenler İran’ın Türkmenistan ve Özbekistan sınırlarına iskân edilmiş ki büyük bölüğü de Kürtlerden oluşmakta.

Faik Bulut, kitabını yazdıktan sonra şunları söylüyor: “Her şeyden önce kendi ezberimi de bozmuş oldum. Doğru sandığım birçok şeyi yeniden keşfettim.”