Alakır Çayı Bir Vadinin Can Damarı

Alakır Vadisi’nin batısındaki Dibek Tabiatı Koruma Alanı, zengin biyolojik çeşitliliğe sahip. Bölgede birçok endemik tür ve dünyanın en yaşlı sedir ağacı bulunuyor. Alakır Çayı, bu vadinin hayat bulduğu en önemli kaynak. Suyun varlığı, mikro-iklim ve bunun beraberinde gelen ekosistem çeşitliliğini sağlıyor.

Yazı : Ayşen Özçandır - Candan Aykurt

Fotoğraflar : Candan Aykurt

2016-11-02

Biyolojik çeşitliliğin belirlenmesi ve korunmasına yönelik çalışmalar tüm dünyada hız kazandı. Özellikle son yıllarda yaşanan hızlı “yok oluşlar”, koruma biyolojisinin ayrı bilim dalı olarak değerlendirilmesine yol açtı. Nature’da 2000 yılında yayınlanan çalışmada koruma biyologları tarafından dünyada 25 sıcak alan belirtildi. Bu listede Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz Sahası 13.000 endemik bitki türüyle üçüncü sırada yer alıyor. Ülkemiz, Avrupa ve Ortadoğu’nun en zengin floristik çeşitliliğine sahip ve bu zenginliğin yaklaşık üçte biri endemik. Dünya üzerinde bu şekilde zengin endemizm oranlarına, genellikle izole olmuş adalarda rastlanır.

Doğası, tarihi, kültürel mirasıyla dünyada eşsiz bir değer olan Antalya'da üç ayrı Tabiatı Koruma Alanı bulunuyor. Bunlardan biri Kumluca’daki Dibek Tabiatı Koruma Alanı. Alakır Vadisi’nin batı tarafında yükselen dağ silsilesinin bir kısmını kapsıyor. Tabanında Alakır Çayı ile hayat bulan bu eşsiz vadi, batısında Kızlarsivrisi; doğusunda Sivri Dağ, Bakır Dağı, Tunç ve Tahtalı Dağları ile kuşatılır. Dereköy’ün güney kesimlerinden doğan Alakır Çayı, yaklaşık 70 kilometrelik bir yolculuktan sonra Finike Körfezi’nde Akdeniz ile buluşur. Vadi 15 kilometreye varan bir genişliğe sahip ve içinde irili ufaklı 20 kadar yerleşim yeri barındırıyor. Alakır Çayı, oldukça büyük olan bu vadinin ve etrafında konumlanan sıradağların hayat kaynağı.

 

Dibek’in Eşsiz Sedir Ormanlarına Ziyaret

Şehir merkezinin güneybatısında yer alan Dibek’e en yakın ulaşım, Kuzca Köyü (Altınyaka)’nden Alakır Çayı’nı geçerek sağlanıyor. Alanın güney ucu deniz seviyesinden 1.200 metre yükseklikte başlıyor. En yüksek zirvesi 2.366 metreyle kuzeydoğusunda yer alan Kartal Tepe. Alanın girişinden yüksek dağ yaylasına kadar araçla ulaşım mümkün. Dibek sizi, kızılçam (Pinus brutia) ve sedir (Cedrus libani) ağaçlarıyla karışık büyüleyici orman örtüsüyle karşılıyor. Giriş düzlüğünden orman açıklılarına dikkatli baktığınız zaman aslında alanın oldukça fazla sayıda bitki çeşitliliğine sahip olduğunu görürsünüz. Her mevsim geçişinde bitki türleri de iklime uygun olarak değişir ve çeşitlenir. Erken ilkbahar döneminde açan geofit (toprak altı gövdelerine sahip çiğdem, lale, sümbül, orkide gibi bitkiler) türleri güz mevsimi başlayınca yerlerini daha farklı türlere bırakır. Alanın özellikle orman altlarıyla çalılık kesimlerinde ilkbaharda orkideleri görmek mümkün. Bir vejetasyon dönemi boyunca aynı alanda sizi farklı bitki türleri karşılar. Bu sebepledir ki aynı bölgeye farklı dönemlerde gittiğinizde “ben buraya daha önce gelmiş miydim” diye düşünürsünüz.

Yükseklere çıkmaya başladıkça günümüze kadar ayakta kalabilmiş doğal miraslarımızdan saf sedir ormanları size eşlik eder. Dünya üzerinde bilinen en yaşlı sedir ağacı, Dibek Tabiatı Koruma Alanı içinde, 2.326 yıldır yaşamını sürdürüyor. Bu anıt ağaç yöre halkı tarafından Ambar Katranı adıyla anılır. Orman içindeki kayalık vejetasyonsa bünyesinde ayrı bir bitki çeşitliliği barındırmakta. Ormanlık ve step alan geçişi 1.885 metrelik rakımda başlıyor; ormanın en üst sınırı alanın bazı kesimlerinde 2.030 metreye kadar çıkabiliyor. Step alan, çoğunlukla yastık biçiminde öbeklenmiş çok sayıda bitki türüne ev sahipliği yapıyor.

Alakır Çayı’na yakın konumuyla Dibek, özel bir mikro-iklime sahip. Vadinin, buzul çağlarında dondurucu soğuklarından koruyan bir sığınak görevi görmesi, günümüzdeki zengin florasının önemli nedeni. Üçüncü Zaman Tetis Florası’nın bazı elemanları Olimpos - Beydağları Milli Parkı içinde yer alan vadilerde varlıklarını koruyabilmiş. Bikir asması (Ampelopsis orientalis), doğu akçaağacı (Acer sempervirens L.), öd dikeni (Echinops onopordum), devren kekiği (Dorystaechas hastata) gibi relikt bitkiler Alakır Vadisi ve Dibek’in en eski ev sahipleri. Yerel halk tarafından mührüsüleyman olarak adlandırılan (Polygonatum multiflorum) türe alanda rastlamak oldukça şaşırtıcı. Aslında tipik bir Karadeniz elemanı olan bu tür, Akdeniz Bölgesi’nde bazı özel alanlarda dar yayılış gösterebiliyor.

 

Geçmişten Günümüze Vadinin İnsanla Etkileşimi

Osmanlı döneminde vadi halkının bir kısmı yerleşik düzene geçerek bölgede yaşamını sürdüren Rum ve Ermeni kökenli halkla birlikte yaşamaya başladı. Rumlar tarafından inşa edilen ve sedirden yapılmış çivisiz ambarlar günümüzde halen ayakta. Yöre halkı tarafından bu ambarların yapımında kullanılan tomrukların kesiminde Alakır Çayı’nın hızlı akan suyundan faydalanıldığı ve kerestelerin birbirine eklenerek su içinde bekletildikten sonra boşluksuz olarak inşa edildiği anlatılır. Ayrıca literatürde tarihte bilinen en eski tomruk ithalinin MÖ 2600’lü yıllarda Alakır Vadisi’nde bulunan sedir ağaçlarıyla yapıldığı belirtilir. Vadi halkı tarafından sökülen sedirler, Alakır Çayı yoluyla taşınarak değerli maden, buğday veya zeytinyağıyla takas edilirdi. Bu ağaçların, büyük donanmaların inşasında kullanılarak tarihin yönünün değiştirilmesinde etkili olduğu biliniyor.

Günümüzde Dibek’in yakın çevresindeki yaylalar yaz mevsiminde yöre halkı tarafından yaylacılık ve arıcılık amacıyla tercih ediliyor. Arıcılıkla uğraşan halk, geçmişte civarda “kimya” olarak adlandırılan bitkiden elde edilen balın oldukça değerli olduğunu anlatır. Ancak 1980’li yıllarda başlayan köyden kente göç ve son yıllardaki nehir tipi HES’ler nedeniyle yerel halk yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı ve vadi âdeta insansızlaştı. Yerli halkın kadim kültürleri yok olmaya yüz tuttu. Vadi boyunca sıralanan onlarca su değirmeni, günümüzde yalnızca nostaljik yapılar olarak kaldı. Çok eski zamanlardan yakın geçmişe kadar yoğun şekilde süre gelen vadiyle insan ilişkisi, artık kalan son yaşlı nüfusun sürdürdükleri faaliyetlerle sınırlı.

Facebook/MAGMA
Twitter/MAGMA
Instagram/MAGMA